Namaz kılması farz olanların, secde âyetini işitince, secde yapmaları vacip olur.
Sual: Kur’ân-ı kerimdeki secde âyetleri okunduğu zaman, tilavet secdesini, okuyan mı, dinleyenler mi, kısaca kimler yapmalıdır?
Cevap: Namaz kılması farz olanların, secde âyetini işitince, secde yapmaları vacip olur. Secde âyetini işiten cünübün ve sarhoşun da, abdest aldıkları zaman secde etmeleri lazımdır. Uyuyan ve bayılmış veya deli okuyunca, işitenlerin secde etmesi vacip olur denildi. Fakat, bunların ve kuşun okuması ile secde edilmemesi doğrudur. Çünkü bunların okuması, hakiki, doğru okumak değildir. Hakiki okumak demek, Kur’ân-ı kerimi okumakta olduğunu anlayarak okumaktır. Çocuk, yaptığını anlayacak yaşta ise, okuması ile, işitenlerin secde etmesi lazım olur. Daha küçük yaşta ise lazım olmaz. Dağlardan, çöllerden ve başka yerlerden yansıyıp geri gelen sedayı işitenlerin ve kuştan işitenlerin secde etmesi vacip olmaz. Dürr-ül-müntekâda; “İnsan sesi olması lazımdır” deniyor. Radyodan işitilen sesin, insan sesi olmadığı, hafızın sesine benziyen, cansız alet sesi olduğu bildirilmiştir. Bunun için, El-fıkh-u alel-mezâhib-il erbe'ada da diyor ki:
“Fonografta, gramofonda, teyipte ve radyoda okunan secde âyetini işitenin, tilavet secdesi yapması vacip olmaz.”
Secde âyeti hece hece okununca ve yazılınca da secde yapılmaz. Gayr-i müslimin okuduğunu işiten Müslümanların secde etmesi vacip olur.
Sual: Şafii mezhebindeki Müslümanlar, zekât verirken Hanefi mezhebine uyarak vermektedirler. Bunun sebebi nedir?
Cevap: Şafii mezhebine göre, zekât vermek için, zekâtın, Tövbe suresi, altmışıncı âyetinde bildirilen sekiz sınıf insanın her sınıfına verilmesi lazımdır. Bunlardan, gönlünü alması lazım gelen kâfir sınıfı, zekât toplayan memur sınıfı ve kölelikten kurtarılacak borçlu sınıfı bugün yoktur. Bunları bulup zekât vermek imkânsız olmuştur. Bunun için, Şafii âlimleri, Hanefi mezhebine göre zekât verilmesine fetva vermiştir. Çünkü Hanefi mezhebinde, bu sınıflardan herhangi birine vermekle, zekât verilmiş olmaktadır.
Sual: Din bilgileri için, fıkıh kitabı mı, tefsir kitabı mı okumalıdır?
Cevap: Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden öğrenmeye kalkışmak, nafile ibadet olur. Farz-ı ayın olan fıkıh kitaplarını okumayı bırakıp, nafile olan tefsir okumak, caiz değildir.
Derviş Muhammed hazretleri “rahmetullahi aleyh”, evliyânın büyüklerindendir. Hindistan’da, Büster kasabasının Dasferar köyünde vefât etti...
Talebesinden biri, izin alıp sefere çıktı bir gün.
Yolda kaybetti kâfileyi.
Uçsuz bucaksız bir sahrâda kalmıştı tek başına.
Çâresizdi!..
Açtı ellerini.
“Yâ Rabbî! Hocamın hürmetine bana yardım et. Yetiştir beni kâfileme” diye yalvardı.
Elini yüzüne sürerken “hocasını” gördü yanı başında. Mübârek zât ona buyurdu ki:
“Yum gözünü!”
Genç, yumdu gözünü.
Açtığında kâfilenin hemen ardında buldu kendini.
Çok sevinmişti...
“Yâ Rabbî! Sana şükürler olsun” dedi ve “şükür secdesine” kapandı.
● ● ●
Bu zât bir gün şunu anlattı:
Sevgili Peygamberimiz, Eshâb-ı kirâm’a “Cennette öyle köşkler vardır ki, içinde bulunan kimse her dilediği yeri görür ve dilediği her yere kendini gösterir” buyurdu.
Bir sahâbî kalktı.
Ve Efendimize;
“Yâ Resûlallah! Böyle köşkler kimlere verilecek?” diye sordu.
Resûl-i ekrem;
“Güzel huylu, tatlı sözlü, kimseye yük olmayan ve herkesin yükünü çeken kimselere verilecektir” buyurdu.