Teğmenler meselesinin demokrasi için ciddi mesele olduğu ortaya çıktı. Devletimiz gereken tepkileri gösterdi. Bundan sonra verilecek ceza ve uygulanacak cezaya bakalım. MİT gereken soruşturmayı yapıyor...
Bazı noktaların altını tekrar çizelim. Demokratik ve laik sistemi koruyacağız diye bu ülkede çok darbe oldu. Laik sistemi korumak askerlerin, teğmenlerin işi değildir. Bu, seçilmiş meşru hükûmetin sorumluluğudur. Teğmenler laikliği nasıl koruyacak? Laik sistemin sıkıntılı olduğu nasıl anlaşılıyor? Buna kim karar veriyor? 28 Şubat döneminde de laik sistemi koruyacağız diye dindar insanlara zulmedildi. Hâlbuki laik sistem elden gitmiyordu.
Her asker aynı zamanda devlet memurudur ve atanmıştır. Hepsi sivil siyasetin emrindedir. Kafalarına göre hareket edemezler. Devletin kanunlarına tabidir. Şu anda Başkan Erdoğan, Başkomutan da Erdoğan’dır. Devletin nasıl yönetileceğine Erdoğan karar verir.
Atatürkçülük ya da “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” her türlü istismara açıktır. Böyle diye diye darbeci askerler yönetime geçmişte el koydular. O yüzden teğmenler laik sistemi koruyacağız diye kılıç çekemezler. Şimdi onu yapanlar demokratik sisteme hesap verecekler!..
Cumhuriyet çok önemli bir kavramdır ama pekâlâ demokrasiyle birlikte anlamlıdır. Serbest ve hür seçimler demokrasinin olmazsa olmazıdır. Herkes bunu benimsemeli.
Bürokratik oligarşi ya da silahı olanlar sisteme başkaldıramazlar. Öyle bir hakları yok. Durduk yere insanları irrite edemezler!..
Şimdi emniyet ve yargı göstere göstere büyük bir operasyon yaptı. Kara para aklama, vergi kaçırma vb. dedi. Her türlü suçlamada bulundu.
Vergi kaçırma önemli bir suç ama Türkiye’de vergi kaçırmayan var mıdır acaba? Bir de naylon fatura işi var. Vergi vermemek için naylon fatura Türkiye’de çok yapılan bir şey. Tabii ki ağır suç. Ama Türkiye’de vergi vermemek toplum nezdinde ağır suç kabul edilmez...
Gelelim kara para iddialarına... Dilan ve Engin Polat’ın kara para akladığı ya da kumar parasını aklandığına dair tek somut delil yok. Ben 73 sayfalık iddianameyi okudum. Bir gizli tanığın anlattığı dışında bir şey yok. O gizli tanığın anlattıkları da inandırıcı değil. MASAK raporu da ortada. İsnat edilen bir suç yok.
Görgüsüzlük meselesine gelince… Türkiye’de görgüsüzlük genel bir anlayış. Yediğini, içtiğini, arabasını, evini göstermek Türk toplumu nezdinde bir hastalık! Herkes böyle değil ama sosyal medyada sonra yaygınlaştı.
Dilan ve Engin Polat’ın görgüsüzlük yaptıkları kesin ama o onların sorunu...
Toplumun da genel olarak verdiği tepki haklı. Çünkü Dilan ve Engin Polat’ın ağır suç işledikleri yazıldı, çizildi. Toplum da buna inandı, kim olsa inanırdı. Herkes her şeyi sorgulasın. Medyada her gördüğünüze inanmayın. Sorgulayın!..
Bu gün böylesine başına buyruk davrananlar yarın emir komutayı yerine getirmezler!