Çamur olup kurudu Allah, "Âdem Nebî"nin toprağını, o zaman, Çeşitli safhalardan geçirip yaptı "İnsan". Emretti, o toprağa "Hava" koydu Cebrâil, "Ateş" ilâve etti, daha sonra Mîkâil. Ve yetmiş bin meleğe emretti daha sonra, "Su" getirip döktüler, her biri o çamura. Bir müddet yerde kalan o çamura, melekler, Allah'ın emri ile, "İnsan şekli" verdiler. Emretti sonra Allah cümle melâikeye: (Gidin de, o kalıbı ziyâret edin) diye. Melekler, hemen gelip yakınına vardılar, Onun güzelliğine bakıp hayrân kaldılar. Zîrâ görmemişlerdi böyle şey yer yüzünde, Bir zarâfet var idi endâmında, yüzünde. Ve gayr-i ihtiyârî, şöyle dediler ki hep: (Allah, bundan güzel şey yaratmış mıdır acep?) "İblîs" kovulmamışken, henüz Allah katından, Geçerdi teb'asıyle, o yerin yakınından. Eğleştiler hemence, görünce yerde onu, Ve çok merak ettiler, onun ne olduğunu. Parmağının ucuyla, dokundu "İblîs" biraz, Hâsıl oldu o anda, çok kuvvetli bir âvâz. Meğer bir "Yabancı"nın eli dokunduğundan, Böyle çok kuvvetli ses, o zaman çıkmış ondan. Endîşeye kapılıp ve içinden dedi ki: (Bu, büyük bir iş için yaratıldı belli ki.) Lâkin belli etmedi bunu hiç etrâfına, Başka türlü konuştu, kalbinin hilâfına. Dedi ki: (Bunun için, etmeyin hiç endîşe, Baksanıza içi boş, yaramaz hiçbir işe. İsterseniz karnından, ben içeri gireyim, İçinde bir şey varsa, size haber vereyim.) Deldi sonra karnını, giriverdi içeri, Gördü orda bilcümle, göklerdeki şeyleri. Dedi ki: (Yaratıldın, sen büyük bir iş için.) Çıktı yine dışarı, hiç belli etmeksizin. Teb'asına dedi ki: (Eğer bunu, Rabbimiz, Tutar ise sizlerden daha üstün ve azîz, Ve hürmet etmenizi, isterse sizden eğer, Sizler ne yaparsınız, o zaman ey melekler?) Dediler: (Bize her ne emrederse Rabbimiz, O emre mütâbaat ederiz elbette biz.) "İblîs" hiç beğenmedi bu cevâbı kibrinden, Hemen kendi kendine, şöyle dedi içinden: (Onu tercîh ederse, muhâlefet ederim, Beni azîz tutarsa, onu helâk eylerim.) Hâlbuki Hak teâlâ buyurdu ki: (Sizin ben, Bilirim gizli açık, ne geçse kalbinizden.)