Önceden "Azâzil"di, İblîs'in asıl adı, Cinlerin babasıdır, "ateş"ten yaratıldı. Ateşin, "nûr" kısmından yaratıldı melekler, "Duman" kısmından ise, halk olundu cinnîler. Melekler nûrlu olup, başladılar tâate, Cinler ise girdiler, günâh ve şekâvete. Azâzil, "Cin" olarak halk olundu aslında, Lâkin hep bulunurdu, melekler arasında. Hattâ öyle çok ilmi vardı ki bu kimsenin, Hocası olmuş idi, cümle melâikenin. Vaktâ ki yerlerin ve göklerin idâresi, O'na bırakılınca, "kibir" sardı İblîs'i. Ve şöyle düşündü ki hemen kendi kendine: "Bu makâm verilirse, benden gayri birine, O ânda vazgeçerim, Allah'a ibâdetten, Zîrâ yok bir kişi ki, üstün olsun o benden. Hiç bir kimse yapamaz, benim yaptığım işi, Çünkü yok yer ve gökte, benden üstün bir kişi." Böyle kibirlenince "Azâzil" bu husûsta, Melekler, şu yazıyı gördü Levhil-mahfûzda: (Allah'a yakın biri, gadaba uğrayarak, Tard olunur, kovulur, hem de sonsuz olarak.) Melekler, bu yazıyı görüp kederlendiler, Acele "Azâzil"in, huzûruna geldiler. Dediler ki: (Birine, gelecekmiş bir belâ, Duâ et, onu bize vermesin Hak teâlâ.) Azâzil, cevâbında dedi ki: (Ey melekler! O belâ size gelmez, etmeyin fazla keder, Zîrâ ben, o yazıyı görürdüm çoktan beri, Ve lâkin demiyordum, kimseye bu haberi.) Melekler duâ için, fazla ısrâr edince, "Peki" deyip, onlara duâ etti bir nice: (Yâ Rabbî, bu belâdan koru meleklerini.) Dedi ve gurûrundan, söylemedi kendini. Bu belâyı, kendine yaklaştırmıyordu hiç, Bunun için duâdan, kendini tuttu hâriç. Ve dedi: (Yâ ilâhî, yazıda kastedilen, Bu kişi kim acabâ, kullarının içinden?) Hak teâlâ buyurdu: (O, öyle biridir ki, Veririm o kuluma, nice nimetlerimi, O ise, bir emrime itâat etmez benim, Ben de onu huzûrdan, ebedî tard ederim.) İblîs dedi: (O kulu, göster bana ilâhî. Ben onun cezâsını vereyim bizâtihî.) Hak teâlâ buyurdu: (Pek yakında görürsün.) Bu hâdiseden sonra, geçmedi fazla bir gün. Bin yıl secde ettiği yerden kalktı nihâyet, Gördü Levhil-mahfûzda, (İblîse olsun lânet.)