"Âdem aleyhisselâm", Cennete girdiğinde, Üzüm, incir ve hurma yedi ilk günlerinde. Çok sevdi, çok beğendi Cennet meyvelerini, Dolaşmağa başladı, saray ve köşklerini. Lâkin "kendi cinsi"nden, arkadaş etti arzû, Yatıp uyuyuverdi, aklındayken bu mevzû. Sol göğüs kemiğinden, O'na, "Yâren" olarak, Halk eyledi "hazret-i Havvâ"yı cenâb-ı Hak. Âdem aleyhisselâm, uyanınca uykudan, Baş ucunda, ayakta, bir "Kadın" gördü o an. "Hazret-i Âdem" ile, "Havvâ"nın, cenâb-ı Hak, Kıydı nikâhlarını, Cennette ilk olarak. Böylece ikisi de, Cennetin her yerinde, Yaşarlardı çeşitli zevk ve ni'metlerinde. Lâkin bu ikisinin, Cennette kalmaları, "İblîs"e hoş gelmeyip, şöyle verdi kararı: "Düşünüp, bir an önce bulayım da bir hîle, Çıkarayım onları, Cennetten böylelikle." "Şeytân", secde etmeyip kibir ve gurûrundan, Tard olup kovulmuştu, Allah'ın huzûrundan. Bu hâdiseden sonra, İblîs, bu ikisine, Düşman olup, düşmüştü bir "intikâm" peşine. Bu sebepten, "hazret-i Âdem" ile "Havvâ"yı, Düşünüp dururdu hep, Cennetten çıkarmayı. Nihâyet öğrendi ki, onlara, cenâb-ı Hak, Cennette bir "Ağac"ı eyledi kat'î yasak. Sevinip, çıktı hemen yer yüzünden göklere, Geldi Cennet kapısı yakınında bir yere. Çekti dikkatlerini, ağlayıp sızlanarak, Onlar koştu kapıya, bu feryâdı duyarak. Acıdılar hâline, lâkin tanımadılar, (Ne için ağlıyorsun?) diye ona sordular. Dedi ki: (Ey yerlerin, göklerin seçilmişi! Ve bütün meleklerin, sevdiği makbûl kişi! Ben, sizin hâlinize ağlarım ki elbette, Sizi, sonsuz olarak komazlar bu Cennette. Âfiyet libâsını, alıp üzerinizden, "Ölüm" elbisesini giydirirler tezinden. Ve lâkin bu Cennette, var ki öyle bir "Ağaç", Meyvesinden yiyenler, Cennetten olmaz ihrâç. Siz dahî o ağaçtan yer iseniz birazcık, "İki melek" olur ve çıkmazsınız hiç artık.) Sonra, "Allah" adıyle, yetmiş kez etti yemîn, Buna, hazret-i Havvâ aldanıp yedi ilkin. Hazret-i Âdem dahî, O'nun teşvîki ile, Yedi yasak ağaçtan, "unutmak" sebebiyle. Emretti Hak teâlâ, Cebrâil'e o zaman: (Âdem ile Havvâ'yı, Cennetten çıkar hemân.)