Âdem aleyhisselâm

A -
A +

Üçyüz sene ağladı "Âdem aleyhisselâm", yasak olan meyveden, "Unutarak" yiyince, çıkarıldı Cennetten. Öyle çok ağladı ki Âdem Nebî o zaman, Taşlar bile yarıldı, O'nun ağlamasından. Buyurdu: (Ey Cebrâil, az müsaade eyle de, Elvedâ eyliyeyim, cümle meleklere de.) Sonra geri dönerek, söyledi şu sözleri: (Esselâmü aleyküm, ey Rabbin melekleri! Dünyâya gidiyorum aranızdan ben artık, Sizden ayrılıyorum, Allah'a ısmarladık. Lâkin bir istirhâmım olacak sizden benim, Gitmeden, hepinize onu beyân edeyim. Bu zelle'mden ötürü, demeyin "Yaptı kasten", "Unuttu" deyin, zîrâ, unuttum hakîkaten.) İndirdi Cibrîl O'nu, "Serendib" denen dağa, Yoktu Arz'da o zaman, yüksek dağ, ondan daha. "Cidde"ye indirdiler, Havvâ vâlidemizi, "Basra" veya "Mısır"a indirdiler İblîs'i. Âdem safiyyullahı, Cebrâil yer yüzüne, Bırakıp, hemen sonra, semâya döndü yine. Lâkin O'nu bırakıp, ayrılacaktı ki tam, Ağlamağa başladı, Âdem aleyhisselâm. Buyurdu: (Ey Cebrâil, gidiyorsun sen, ama, Burda ben, tek başıma ne yaparım bâdemâ? Bu mihnet diyârında, beni koyup gidersin, Tekrâr benim yanıma, ne gün avdet edersin?) Cebrâil, (Biz meleğiz, çıkmayız Hak emrinden.) Diyerek gâib oldu bir anda göz önünden. O an Âdem Nebî'nin, fazlalaştı mihneti, Ve lâkin diyordu ki: (Vardır bunun hikmeti.) Yerde yalnız kalınca Âdem aleyhisselâm, Gece gün ağlamağa, "üçyüz yıl" etti devâm. Dereler hâsıl oldu, gözlerinin yaşından, Bakmadı gök yüzüne, bir daha utancından. Akan göz yaşlarını, kuşlar gelip içerdi, (Bundan daha lezzetli su görmedik) derlerdi. Emretti Hak teâlâ, kurda, kuşa ve hattâ, Yer yüzünde yaşayan, bilcümle mahlûkâta: (Âdem'in hâtırını sormak için, hepiniz, Giderek, kendisini tesellî eyleyiniz.) Geldiler grup grup, hemen cümle hayvanlar, O'nun gözü önünde, toplanıp saf tuttular. Lâkin O, başı önde devâmlı ağlıyordu, Ağlamaktan, başını kaldırıp bakmıyordu. Bu bâbda İbni Abbâs, rivâyet eder ki hem; (Hazret-i Havvâ ile, beği Hazret-i Âdem, Üçyüz sene, devâmlı, ağlayıp inlediler, Kırk sene müddet ile, yemeyip içmediler.)