Akd-i Mîsak (Sözleşme) Allah, Âdem Nebî'ye buyurdu ki sonra hem: (Seni, toprak ve sudan, kim yarattı yâ Âdem?) Cevâbında dedi ki: (Sen yarattın ilâhî.) Buyurdu ki: (Öyleyse, secde et bana haydi.) Âdem aleyhisselâm, secdeye vardı o dem, O zaman Hak teâlâ, buyurdu ki: (Yâ Âdem! Seninle bir sözleşme yapalım ki, yakînin, Olsun daha kuvvetli, hem artsın muhabbetin.) Ve "Hacer-ül esved"i, getirdiler Cennetten, Bir beyaz yâkut olup, parlardı her cihetten. Âdem'in zürriyyeti, belinden, rûh hâliyle, Çıktılar zerre zerre, kudret-i İlâhiyle. O zaman bu rûhlara, hitâb edip Rabbimiz, Buyurdu ki: (Ben sizin, değil miyim Rabbiniz?) Her biri, (Kâlû belâ), yani (Evet) dediler. Ve lâkin bu dünyâya gelince de, bu sefer, Dünyâ meşgûliyyeti, hem de gafletlerinden, Verdikleri o sözü, unuttu çoğu hemen. Şöyle hitâb eyledi, rûhlara sonra Allah: (Benim peygamberimdir, Muhammed bin Abdullah. O'nu, âhir zamanda dünyâya gönderirim, Mahlûklarım içinde, en çok O'nu severim. Ey rûhlar, şimdi bana söz verin siz hepiniz, O'na îmân eyleyip, yardım eder misiniz?) Hepsi söz verdiler ki: (Kabûl ettik ilâhî.) Buyurdu: (Öyle ise, secde edin siz dahî.) O anda bütün rûhlar, secdeye kapandılar, Lâkin secde etmedi, kâfir ve münâfıklar. Secdeye giden rûhlar, kaldırıp başlarını, Gördüler bir kısmının secde yapmadığını. Sevinip hamd ettiler, secde ettiklerine, Şükür için, ikinciye vardılar tekrâr yine. Bunları seyrederken gökte bâzı melekler Allahü teâlâya, şöyle suâl ettiler: (Yâ Rabbî, bu insanlar ne çok kalabalıktır, Her birine, dünyâda, yetecek yer var mıdır?) Buyurdu ki: (Onların, bir kısmı fâni olur, Ölenlerin yerine, başkaları oturur.) Melekler hayret edip, dediler ki: (İlâhi! Mâdem ki insanların, bir kısmı olur fâni, Onların yerlerine gelecek bu insanlar, Ölenleri görünce, burda nasıl kalırlar?) Hak teâlâ buyurdu: (Ey benim meleklerim! Ben onlara "gaflet" ve "uzun emel" veririm, Dost ve yakınlarını, gömüp kabirlerine, Gelip yine dalarlar, tûl-i emellerine.)