Âdem aleyhisselâm

A -
A +

"Âdem aleyhisselâm", zelle'si sebebiyle, Ağladı üçyüz sene, affolmak gâyesiyle. Dedi ki: (Yâ ilâhî, evlâdımın içinden, Öyle bir peygamberi yaratacaktın ki sen, Şâyet sâdır olursa, benden bir küçük zelle, Affedecektin beni, O'nun şefâatiyle. Yâ ilâhî, işte o evlâdım hâtırına, Affeyle bu babayı, bağışla beni O'na.) Hak teâlâ buyurdu: (Nasıl bildin sen O'nu?) Dedi ki: (Yâ ilâhî, yarattın ben kulunu, Gözümü açar açmaz, baktım, Arş kenarında, Yazılmış O'nun ismi, seninkinin yanında. İsmin ile yan yana yazdığından ismini, Anladım tâ o günden, O'nu çok sevdiğini.) Hak teâlâ buyurdu: (O'nu yaratmasaydım, Seni ve kâinâttan hiçbir şey yaratmazdım. Şefâatçı olarak, O'nu gösterdiğinden, Habîbim hürmetine, bağışladım seni ben.) Sonra da Hak teâlâ, Kâbe büyüklüğünde, Bir "Yâkut"u gönderdi yer yüzüne o günde. O Cennet yâkutunu, şimdiki "Beytullah"ın, Mahalline koydular, emri ile Allah'ın. "Âdem Nebî", uyarak sonra Rabbin emrine, O evi tavâf için, geldi Mekke şehrine. "Hazret-i Havvâ" dahî, Cidde'den ayrılarak, Hazret-i Âdem ile buluştu ilk olarak. İkisi, uzun yıllar ayrı yaşamışlardı, Ve firâk ateşiyle, yanıp yakılmışlardı. Âdem Nebî, Havvâ'yı ilk defâ gördüğünde, Rengi değiştiğinden, tanımadı ilk günde, Cibrîl tanıştırınca, Âdem ile Havvâ'yı, Sevince gark oldular hemen bundan dolayı, Oradan berâberce, Minâ'ya yürüdüler, Daha sonra birlikte, Hindistân'a gittiler. Hindistân beldesinde yaşarken Âdem Nebî, Oradan yürüyerek, kırk defâ Hacca geldi. Huzûr ve rahâtlıkla, yaşadılar çok yıllar, Başka bir sıkıntıya, olmadılar giriftâr. O seneler içinde, hem Havvâ vâlidemiz, Yirmi doğum yaptı ve her biri oldu ikiz. Onlardan biri erkek, diğeri kız olmuştu, Sâdece tek olarak "Hazret-i Şît" doğmuştu. Allah'ın sevgilisi, o "Resûl-i Kibriyâ", Şît'in evlâtlarından, teşrîf etti dünyâya. Âdem aleyhisselâm vefât edince, yine, Gökten gelen Beytullah, çekildi gök yüzüne. Evlâdı, bulup sonra önceki temelleri, Taşlar ile çamurdan, yaptılar ilk "Kâbe"yi.