Alî Râmîtenî

A -
A +

Hâcet kapısı!.. İslâm âlimlerinin çok büyüklerindendir. Evliyâ-yı kirâmdan, çok yüksek bir velîdir. Çok kısa bir zamanda, bitirdi tahsîlini. "İlm-i bâtın"ın dahî ikmâl etti hepsini. Üstâdından aldığı feyiz, nûr ve hidâyet, Sâyesinde, kemâle erişti en nihâyet. Elinin emeğiyle kazanıp yerdi helâl. "Dokumacılık" ile, eder idi iştigâl. O, dokumacıların pîridir ki hem yine, Bu yüzden, "Pîr-i nessâc" denilir kendisine. Binüçyüzyirmisekiz yılında, bu büyük zât, "Yüzotuz" yaşlarında, Hârezm'de etti vefât. Kabrinden "Nûr" yayılır cihâna pek ziyâde. Ziyâret eyliyenler, ederler istifâde. Bir gün, hânelerinde kalmadı hiç yiyecek. Yoktu misâfirine bir şey ikrâm edecek. Çok üzüntü olmuştu, bu, evdeki ıyâle. Talebesinden biri, vâkıf oldu bu hâle. Bir pilicin içini, pirinçle doldurarak, Pişirip, takdîm etti, onu ikrâm olarak. Dedi ki: (Ey efendim, hoş görün lütfen bizi. Ve kabûl buyurun bu küçük hediyemizi.) Hocası çok sevinip, sürûr geldi kalbine. O akşam ikrâm etti, onu misâfirine. Huzûruna çağırdı sonra o talebeyi. Buyurdu ki: (İkrâmın, oldu makbûl ve iyi. Senin dahî şu anda, bir murâdın var ise, Şimdi hâcet kapısı açıktır, söyle bize.) O genç dedi: (Ey hocam, bir arzum var ki benim, Sizin gibi olmaktır hayâtta tek emelim.) Buyurdu ki: (Evlâdım, bu, çok ağır iş fakat. Bu sıkleti çekmeye, sende yok güç ve tâkat. Çökerse, ezilirsin bu yük omuzlarına. Başka şey talep eyle, tavsiyem budur sana.) Genç yine ısrâr edip, dedi ki: (Ey üstâdım! Sizin gibi olmaktan başka yok bir murâdım.) "Peki âlâ" buyurup, o genç talebesine, Kuvvetli bir teveccüh buyurdu kendisine. Onun bu himmetiyle, bir anda o genç kişi, Onun derecesine erişti, oldu işi. Fakat öyle bir hâle geldi ki o sevgiyle, Kendinden geçti hemen, o hâlin tesiriyle. O sıkletin altında, ezildi hakîkaten. "Kırk gün" yaşıyabildi, o günden îtibâren. Kırkıncı gün, bu yüke tâkat getiremeyip, Teslîm etti rûhunu, nihâyet "Allah!" deyip. Bir anda, kendi gibi olunca o da azîz, "Azîzân" dedi ona, artık büyüklerimiz.