Âsiye Hâtun

A -
A +

Bu hâtun, Firavun'un zevcesiydi ve lâkin, Çok iyi huylu idi, aksine o kâfirin. Şefkatli, merhametli, yardım severdi fazla, Zulüm ve haksızlığa dayanamazdı asla. Mûsâ aleyhisselâm, Firavun'un hânesinde, El üstünde büyüdü bu hâtun sâyesinde. Peygamber olunca da Mûsâ aleyhisselâm, İnanıp, îmânı da oldu kavî ve sağlam. Lâkin önce sakladı, ondan hidâyetini, Gizli gizli yapardı Hakk'a ibâdetini. Tâ ki "Mâşita Hâtun" zulümle oldu şehît, Artık gizliyemedi îmânını o vakit. Şöyle ki, o Firavun Mâşita Hâtun için, İşkence ettirirken gâyet acı ve çetin, Seyrederdi Âsiye pencereden bu işi, Mâşita'nın hâline, kavruldu, yandı içi. Hemen aşağı inip, gelerek Firavun'a, Dedi ki: (Yeter artık, zulmetme bu hâtuna. Ne kabâhati var ki, bu kadar zulmedersin? Buna dayanılır mı, insâfın yok mu senin?) Lâkin te'sîr etmedi bu sözler ona asla, Hattâ eziyetini, arttırdı daha fazla. Âsiye de gördü ki, sözü hiç etmedi kâr, Çok üzgün vaziyette, odaya çıktı tekrâr. Saray penceresinden dışarı baktı yine, Lâkin dayanamadı Mâşita'nın hâline. Üzüldü, lâkin bir şey gelmiyordu elinden, O sırada Firavun içeri girdi birden. Artık gizliyemedi hâlini o bîçâre, Söyledi îmânını Firavun'a âşikâre. Dedi ki: (Ey Firavun, sana yazıklar olsun, Sen nasıl o mâsuma eziyet yapıyorsun? Sende şefkat, merhamet duygusu yok mudur hiç? O eziyet çektikçe, duyuyorsun sen sevinç.) Firavun, bu sözlerden bir şey anlamadı pek, Dedi: (Sen de aklını kaçırmış olsan gerek.) O zaman haykırdı ki ona Âsiye Hâtun: (Asıl sensin aklını kaçıran ey Firavun! Çünki sen, bizim gibi âciz bir mahlûk iken, "Ben tanrıyım" diyorsun, hiç de hayâ etmeden. Halbuki seni, beni, bütün bu kâinâtı, Yaratan ilâh vardır, Allah'tır O'nun adı. İşte ben îmân ettim, o hakîkî İlâh'a, O, birdir, O'ndan gayri bir ilâh yoktur daha.