Bedîüddîn-i Sehârenpûrî

A -
A +

Bir kıza âşıktı! Hindistân'da yaşıyan büyük bir evliyâdır. Hâl ehli kimse olup, kerâmetleri vardır. İlmiyle amel eder, çok ibâdet yapardı. Bir günâh işlemekten korkar, ödü kopardı. "İmâm-ı Rabbânî"ye gelirdi önce, fakat, Dînin emirlerine etmezdi mütâbaat. Meselâ namâz kılmaz, işlerdi haram dahî. Ve lâkin çok severdi "İmâm-ı Rabbânî"yi. Mahalleden "bir kız"a âşık idi ayrıca. Ona da gidiyordu, kız onu çağırınca. İmâm-ı Rabbânî'ye gidince bir gün bu zât, O, merhamet ederek etti buna nasîhat. Buyurdu ki: (Ne için sen namâz kılmıyorsun? Ve yine günâhlardan, niçin sakınmıyorsun?) Dedi ki: (Böyle sözler, çok dinledim ben, fakat, Aslâ tesir etmiyor bana öğüt, nasîhat. Husûsî bir teveccüh buyurursanız eğer, Belki ancak o zaman nasîb olur o şeyler.) O zaman o büyük zât, buyurdu: (Öyle ise, Sen yarın, bu niyet ve emniyetle gel bize.) Tam gelecek idi ki yanına o büyüğün, Sevdiği kız, onlara, misâfir geldi o gün. Gidemedi "İmâm"a, o kızdan ayrılarak. Üç günden sona artık, gitti pek utanarak. O buyurdu: (Ne için gelmedin Bedîüddîn? Hani sen, üç gün önce, bana ne söylediydin? Ama mâdemki geldin, bir abdest al mükemmel. İki rekât namâz kıl, sonra hemen bana gel.) Buyurdukları gibi yaparak bu sûretle, "İmâm"ın huzûruna vardı hâlis niyetle. Husûsî odasına aldılar bu kişiyi. Bir teveccüh ettiler, o anda bitti işi. Bu mânevî tesirle, bayılıp düştü o an. Kaldırıp, hânesine götürdüler oradan. Evinde, bu şekilde, tam bir gün ve bir gece, Kendinden geçmiş halde, kalıverdi öylece. Kendine geldiğinde, bir yokladı kalbini. Bulamadı o kızın sevgi, muhabbetini. Kendisi anlatır ki: Zikrediyorken bir gün, Gördüm birden kendimi, sohbetinde "Resûl"ün. Biri, Resûlullaha eyledi ki şöyle arz: "Siz de kılar mısınız kuşluk diye bir namâz?" Ben izin istiyerek, dedim: "Yâ Resûlallah! Şeyh Ahmed kılmaktadır bu namâzı her sabah. Benim hocam olur ki, o İmâm-ı Rabbânî, Sizin yaptığınızı, yapıyor o da yâni." Buyurdu: "Şeyh Ahmed'in, her ameli doğrudur. Bizim sünnetimize tam uyan, yalnız odur."