"Bu, nasıl kimse?"

A -
A +

Bir gün, bu "Velî" zâtın geldi ki kalplerine: "Göç edip yerleşeyim, Hârezm vilâyetine." Sonra, yakınlarıyla bu beldeye geldiler. Kenar bir mahallede, oturmak istediler. Hârezm sultânına da, iki talebesini, Gönderip, tembîh etti şöyle demelerini: (Fakir bir dokumacı, gelmiştir şehrinize. İkâmet etmek için, muhtâçtır izninize.) Yine tembîh etti ki: (Verirse eğer izin, Mühürlü bir vesîka isteyin bunun için.) Onlar, "Peki" diyerek, hükümdâra gittiler. Huzûruna çıkarak, bu şeyi arzettiler. Sultân dahî kırmayıp, bu iki talebeyi, Verdi istedikleri o "Mühürlü belge"yi. Alıp, hocalarına getirdiler o saat. O da alıp, cebinde sakladı onu bizzât. O günden îtibâren, gidip pazar yerine, Bir iki işçi alıp, götürürdü evine. Derdi ki: (Ne kadardır sizin bir yevmiyeniz? Biraz sohbet dinleyin, bugün de isterseniz. Ücretleriniz benden, sohbete gelin bize. Alın ikindi vakti, ücretiniz ne ise.) Bu teklîf, işçilere câzip geldi be gâyet, Zîrâ ücret hazırdı, çekmeden hem de zahmet. Lâkin eve gidenler, o sohbetin tadından, Hiç istemiyorlardı ayrılsınlar yanından. Günden güne artardı cemâati hâliyle. Dolup dolup taşardı, hânesi insan ile. Bâzıları, sultâna verdiler bu haberi, Dediler: (Şehrimize, geldi ki hoca biri, İnsanlar, can atarlar gitmek için o zâta. Ve ona hizmet için, yarışırlar âdetâ. Bu gidişle insanlar, öyle gelir ki bize, Onu sultân seçerler, Hârezm'de yerinize. Şimdiden çâresine bakmazsanız siz fakat, Yakında gidebilir elinizden saltanat.) Bir telâşa kapıldı, duyunca bunu sultân, "Şehri terk etsin!" diye, imzaladı bir fermân. O dahî, "İlk fermân"ı gösterip gelenlere, Buyurdu ki: (Bunu da, o vermişti bizlere. İnkâr ediyor ise sultân bu imzâsını, Biz hemen terk ederiz, âcilen burasını.) Onun bu cevâbını sultâna iletince, "Bu, nasıl kimse?" diye merak etti iyice. Sohbetini dinlemek gâyesiyle, o dahî, Geldi bu evliyânın evine bizâtihi. Sohbetini dinleyip, oldu hayrân ve meftûn. Talebesi içine katıldı o da onun.