Melik, ağaç bir direk diktirerek bir yere, Sonra "Circis Nebî"yi bağlattı bu direğe. Soyup, "Demir tarak"la tarattı vücûdunu, İşkence olsun diye yaptırmıştı o bunu. Etini, "Lime lime" etti de demir tarak, Hiç acı duyurmadı Circis'e cenâb-ı Hak. Kral, Circis Nebî'nin beklerken ölmesini, Onu sağlam görmesi, arttırdı öfkesini. Derhâl adamlarına emretti ki o mel'ûn: (Tez gidip, şimdi bana tuz ile sirke bulun.) Karıştırdı onların birini diğerine, Döktü o Peygamberin "Yaralı" bedenine. Lâkin hıfz ediyordu "Circis"i Hak teâlâ, Melik bakıp gördü ki, yaşamakta o hâlâ. O melik, böyle bir şey görmemişti ömründe, Zîrâ o, sapasağlam duruyordu önünde. Şaşırıp, emretti ki derhâl adamlarına: "Büyükçe bir demiri kızdırıp verin bana." O kızarmış demiri aldı habîs eline, Koydu o Peygamberin başının üzerine. Derhâl beyni kaynayıp, yüzüne aktı, fakat, Hak teâlâ "Circis"e bahşetti yine hayât. Zerre kadar bir acı hissetmedi o hattâ, Melik bakıp gördü ki, Circis yine hayâtta. Öfkelendi, kudurdu, dedi: (Kazan getirin, Ateş yakıp, içinde bolca bakır eritin.) Fokur fokur kaynarken kazanda o bakırlar, "Circis"i soyundurup, o kazana attılar. Kapağını kapatıp beklerken ölmesini, Korudu bundan dahî, Allah, bu Nebîsini. Kaynattılar onu hem kazanda bir müddet de, Açınca gördüler ki, o yine âfiyette. Bunu dahî görünce, hayreti haddi aştı, Hiddet ve öfkesinden daha da azgınlaştı. "Zindana atın" diye emretti adamlara, El ve ayaklarını çiviletti duvara. Yasladı üstüne de büyük bir "Taş sütun"u, Ve lâkin Hak teâlâ kurtardı yine onu. Ona bir melek gelip, dedi ki: (Yılma sakın, Selâmını getirdim sana Hak teâlânın. Rabbimiz buyurdu ki: "Onun eziyyetine, Sabredip, dâvet etsin islâma onu yine. Dört defâ öldürecek o kâfir onu, fakat, Ben yine dirilterek, veririm ona hayât.) Sonra çekip kurtardı onu çivilerinden Ve o "Mermer sütun"u kaldırdı üzerinden. Çıktı "Circis" dışarı sıhhat ve âfiyetle, Gitti yine krala, sevinçliydi gâyetle.