Davud aleyhisselâm

A -
A +

"Davud aleyhisselâm" Allahtan korkardı pek, Çok istiğfâr ederdi, gözyaşları dökerek. Bir gün, eli başında olarak çıktı dağa, Tövbe istiğfâr edip, başladı ağlamağa. Niçin ağladığını sordular kendisinden, Buyurdu: (Bırakın da, ağlıyayım şimdiden. Şimdi ağlıyayım ki dünyâda daha fazla, Âhirette ağlamak fâide vermez aslâ.) Bir gün, eshâbı ile oturmuşlar bir yere, Nasîhat ediyordu etrâfındakilere. O ara, genç birisi yanlarına gelerek, Hakâretler eyledi, çok sözler sarfederek. Orada bulunanlar, çok kızdılar o gence, Ve haddini bildirmek istediler hemence. Lâkin o buyurdu ki: (Bırakın şimdi onu, O gitsin, siz sabredin ve bekleyin sonunu.) Sonra kalktı ayağa, bir abdest aldı tekrâr, Namâz kılıp, Rabbine etti tövbe istiğfâr. Sonra da duâ edip, geldi tekrâr yerine, Başladı yarım kalan evvelki sohbetine. Henüz geçmemişti ki aradan fazla zaman, Mahcûb bir vaziyette, o genç geldi tekrârdan. Büyük bir hürmet ile öperek ellerini, Ayakları dibine atıverdi kendini. Ağlayıp sızlıyarak, dedi ki: (Ey efendim! Az önce, size karşı büyük hata eyledim. Size, durup dururken ettiğimden hakâret, Üzgün ve çok pişmânım, ne olur beni affet.) Gördü gencin af için böyle yalvarmasını, Merhamete gelerek, affetti hatasını. Hak teâlâ, hazreti Davud'a vahyetti ki: (Ey Davud, kullarımdan bir tânesi eğer ki, Gayriden yüz çevirip, sırf bana güvenirse, Herşeyden ümîd kesip, doğru bana gelirse, Yedi kat göklerde ve yerde olan kimseler, Birleşip, ona zarar yapmak arzû etseler, İzzet ve celâlime yemîn ederim ki ben, Ona, asla bir zarar yapamazlar katiyyen. Kim de beni bırakıp, kullara güvenirse, Gönlünü benden alıp, başkasına verirse, İzzet ve celâlime yemîn ederim ki ben, Onu, kendi hâline bırakırım tamâmen. Doldururum kalbini sırf "Dünyâ sevgisi"yle, Uğraşır didinir hep, dünyâ meşgâlesiyle. Dünyânın ömrü kadar uzun olsa da ömrü, Râhat yüzü göremez, bu hâlinden ötürü. Zîrâ onun kalbinde her şey vardır, ben hâriç, Onları düşünmekten düşünemez beni hiç.)