Eshâb-ı Kehf

A -
A +

Şu anda uyuyorlar Mekke'deki müşrikler, Medîne'ye bir kere, Bir adam gönderdiler kâfir Yahudîlere. Allahın Resûlünü "İmtihân etmek" için, Bilgi alacaklardı, iç yüzü buydu işin. Yahudîler dedi ki o haberci gelince: (Ona, "Eshâb-ı Kehf"den suâl edin siz önce. Sorunuz ikinci kez Ona "Zülkarneyn"den. Üçüncü olarak da "Rûh"un mâhiyyetinden. Verirse bu üç şeyden size doğru mâlûmât, "Hakîkî Peygamber"dir, o zâta edin bî'at. Yok, cevap veremezse, "Yalancı"dır o hâlde, Ona, her eziyyeti yapın daha ziyâde.) Rabbimiz, Habîbine bunların bilgisini, Vermek için gönderdi hemen "Kehf sûresi"ni. Bu sûreyi Resûl'e gönderince Rabbimiz, Oldu bilgi sâhibi Peygamber Efendimiz. Bunlar, Tarsus şehrinin ahâlîsindendiler, Altısı, hükümdârın müşâviri idiler. Hükümdâr, o târihte "Dokyânus" nâm biriydi, Mü'minlere zulmeden, putperest birisiydi. Sonra, "Tanrılığı"nı îlân eden bu zâlim, İşkence ediyordu inanmazsa ona kim. Hâlis müslümânları aratıp köşe bucak, Yakalayıp, onları astırırdı çabucak. Ve lâkin bu zâlimin vezîri bu "Altı genç", Bulurdu bu işleri haksız, çirkin ve iğrenç. Çâresizlik içinde, gelerek bir araya, Hep duâ ederlerdi Allahü teâlâya. Bunlar, yine bir evde toplanınca bir gece, Tâkip etti bir kâfir peşlerinden gizlice. Yanlarına gelerek dedi ki: (Bu evde siz, Ne için toplandınız, bunda nedir gâyeniz?) Dediler ki: (İbâdet ederiz Rabbimize, Eğer arzû edersen, sen de gel, katıl bize. Allahü teâlâya îmân edersen şâyet, Sana da nasîb olur ebedî bir saâdet.) O kişi, yanlarından ayrılıp daha sonra, Acele ihbâr etti gençleri hükümdâra. Bu ihbâr üzerine, "Dokyânus" da o vakit Onları, huzûruna çağırıp etti tehdît. Onları da putperest yapmak için o zâlim, Dedi ki: (Öldürürüm, karşı gelen varsa kim.) Onlar, îmânlarında sebât edip ihlâsla, Onun bu teklîfine yanaşmadılar aslâ. Dediler: (Ey hükümdâr, biz hâlis müslümânız, Rabbimiz "Allah"tır ki, başkasına tapmayız. Zîrâ yok başka ilâh ibâdete müstehak, O'dur bizi yaratan ve O'dur mâbud-u Hak.)