"Eshâb-ı Kehf" ve "Kıtmîr", girince mağaraya, Hakk'ın irâdesiyle daldılar bir uykuya. Gözleri açık idi, uyurken o mü'minler Onları, sağa sola çevirirdi melekler. Çürümemesi için onların bedenleri, Hak teâlâ vermişti meleklere bu emri. "Kıtmîr" dirseklerini, kapının eşiğine, Uzatmış bekler gibi uyurdu o da yine. Hiçbir hayvan, Cennete giremezken esâsen, Yalnız bu girecektir Cennete istisnâen. Ölü değil idiler ve nefes alırlardı, Hem dahî uzar idi saç, sakal, tırnakları. Vaktâ ki "Üçyüz sene" zaman geçti aradan, Bu uykudan, onları uyandırdı Yaradan. Onlar, güneş doğarken girmişlerdi bu yere, Uyanıp gördüler ki, güneş batmak üzere. "Mekselînâ" adlı genç, onlara şöyle sordu: (Uyuyalı acabâ ne kadar zaman oldu?) Onlar dahî güneşe bakarak dediler ki: (Bir gün veya bir günün bir kısmı geçti belki.) Sonra görüp uzamış saç ve sakallarını, Dediler: (Allah bilir geçen gün miktârını.) "Mekselînâ" onlara dedi ki daha sonra: (Biriniz, şu parayı alıp gitsin pazara. Baksın, hangi yiyecek helâl ve temiz ise, Onlardan satın alıp, getirsin hemen bize.) En tecrübelileri, "Yemlîhâ" nâm genç idi, O parayı alarak, ayrılıp şehre indi. Lâkin bakıp şaşırdı "Tarsus"un durumuna, Çarşı, pazar, mahalle değişik geldi ona. Hiç tanıyamıyordu insanlardan kimseyi, Zîrâ değişmiş buldu tamâmiyle her şeyi. Bu şaşkınlık içinde, bir fırına girerek, Parasını uzatıp, istedi birkaç ekmek. "Dokyânus" zamanının parasını görünce, "Hazine bulduğu"nu zannetti o zât önce. Parayı, zaptiyeye derhâl ulaştırdılar, Onlar da, bu parayı görünce şaşırdılar. Gelip tevkîf ettiler "Yemlîhâ"yı nihâyet, Dediler: (Hazîneyi getir bize teslîm et.) Dedi: (Ne hazînesi, hiçbir şey bulmadım ben, Daha dün, bu parayı almıştım pederimden.) (Baban kimdir?) dediler, söyledi Yemlîhâ da, Dediler: (Bu isimde kimse yoktur burada.) Dedi: (Bâri götürün beni siz Dokyânus'a, Zîrâ benim işimi, o biliyor bilhassa.) O böyle deyince de, istihzâ eylediler, (O öleli, üçyüz yıl zaman geçti) dediler.