Eyyûb aleyhisselâm

A -
A +

İlâhî imtihân "Eyyûb aleyhisselâm", zengin idi be gâyet, Rabbine, gece gündüz yapıyordu ibâdet. Ne zaman ki Rabbini ansa idi o eğer, Ona selâm verirdi göklerdeki melekler. O, bu minvâl üzere sürerken böyle hayât, Allah, onu "İmtihân etmeyi" etti murat. Onun sâhip olduğu malların hepsi birden, Türlü vesîlelerle gidiverdi elinden. "Koyunlar"ı, sel ile tamâmen oldu telef, O, buna üzülmeyip etmedi aslâ esef. Velâkin mel'ûn şeytân, bunu fırsat bilerek, Geldi "Çoban" şeklinde, ağlayıp inliyerek. Dedi: (Mallarınıza geldi ki öyle belâ, Helâk etti onların hepsini Hak teâlâ. Öyle ki, ne bir koyun, ne de cânlı bir hayvan, Geriye bir çöp bile kalmadı bunca maldan.) Eyyûb aleyhisselâm bunları öğrenince, Hiç şikâyet etmeyip, hamdeyledi hemence. Buyurdu ki: (Üzülme, yok olan o nimetler, Bana, Hak teâlâdan gelmişti birer birer. Emânet duruyordu o mallar bende önce, Hakîkî Sâhibine gitmiş oldu böylece.) Bu cevap, "şamar" gibi şeytânın suratına, İnince, çekip gitti hiç bakmadan ardına. Yine Eyyûb Nebî'nin "On oğlu" vardı ki hem, Hepsi, ilim sâhibi kimselerdi muhterem. "İmtihân etmek" için Allah bu Nebîsini, Bir âfetle, onların geri aldı hepsini. Hocada ders okurken, zelzele oldu birden, Böylece "On oğlu" da vefât etti âniden. O şeytân, bu sefer de "Hoca" şekli alarak, Geldi Eyyûb Nebînin yanına ağlıyarak. Diyordu ki: (Yâ Eyyûb, yıkıldı evin barkın, Ve altında kalarak, cân verdi on evlâdın. Parça parça oldular hepsi enkaz altında, Feryât figân ederdek öldü on evlâdın da.) Eyyûb aleyhisselâm, onun bu sözlerinden, Üzülüp, yaş boşandı mübârek gözlerinden. Şeytân bekliyordu ki, eylesin o da feryât, Sabır ve tevekkülü bırakmadı o fakat. Bir "şeytân" olduğunu anladı çünki onun, Rabbine hamdederek buyurdu ki: (Ey mel'ûn! Eğer vefât ettiyse benim "On evlâdım" da, Emânet bulunurdu zâten benim yanımda. Onlar, Hak teâlânın bana bir ni'metiydi, Geçici zaman için bana emânetiydi. Malım da, evlâdım da, aslında O'nundu hep, Ne için incineyim Rabbime bundan sebep?)