Eyyûb aleyhisselâm

A -
A +

Rahîme Hâtun'un sadâkati Hak teâlâ, "Hazreti Eyyûb"u, malı ile, İmtihân eylemişti sonra da evlâdiyle. Her ikisinde dahî, Rabbine şükrederek, Kazandı imtihânı şikâyet etmiyerek. Bu ikisinden sonra, mübârek bedenine, Bir "Hastalık" vererek, imtihân etti yine. Öyle ki, gün geçtikçe ilerledi hastalık, Tâkat getirilmesi güç hâle geldi artık. "Yedi sene, yedi gün" devâm etti işbu dert, Yine de o hâlinden etmedi hiç şikâyet. Akrabâsı, ahbâbı gelmez oldu yanına, Eşi "Rahîme Hâtun" bakardı yalnız ona. Yedi sene baktı da, yılmadı yine fakat, Az bulunur cihânda böyle ehl-i sadâkat. Şefkat ve merhametle hizmete etti devâm, Usanmadan, zevk ile gösterdi hep ihtimâm. Her neye ihtiyâcı olsa idi beyinin, Kendisi gayret edip, ederdi yine temin. Eyyûb aleyhisselâm, çekti de bunca zahmet, Yine de hastalıktan etmedi hiç şikâyet. Bu sefer la'în şeytân, ona adâvetinden, Şehir ahâlisine vesvese verdi hemen. Dedi ki: (Rahîme'ye olmayın ki hiç yakın, Eyyûb'un hastalığı, size de bulaşmasın. En iyisi, çıkarın onları bu şehirden Ancak kurtulursunuz, böyle bir tehlikeden.) O insanlar, aldanıp şeytân vesvesesine, Bir haber gönderdiler mübârek zevcesine. Dediler: (Ey Rahîme, uzadı bu hastalık, Bize bulaşmasından korkar olduk biz artık. Eyyûb ile berâber, çıkın gidin buradan, Huzûrsuz oluyoruz, hepimiz zîrâ bundan. Bu, ilk ve son ihtârdır, durmayın biraz bile, Yoksa ikinizi de, öldürürüz taş ile.) O gün Rahîme Hâtun, aldı onu sırtına, Götürdü bizzarûrî derhâl şehir dışına. Altına kumlar serip, bir yastık yaptı taştan, Hizmetini, orada sürdürdü yeni baştan. Sonra, ot ve saplardan bir kulübe yaparak, Devâm etti hizmete, içinde yatırarak. Eyyûb aleyhisselâm bu kulübede artık, Hayâtını sürerken, devâm etti hastalık. Hattâ o, senelerce çekti de böyle mihnet, Yine bu hastalığı, "dert" değil, bildi "nimet". O, bu kulübesinde hasta yatarken bile, Emri mâruf yapardı herkese o hâliyle. "Allahü teâlâyı hâtırlayın" diyordu, Sabır ve şükretmeği tavsiye ediyordu.