"Eyyûb aleyhisselâm", çekti de nice zahmet, Yine de hastalıktan etmedi hiç şikâyet. "Rahîme Hâtun" dahî, şefkat ve merhametle, Görürdü hizmetini yılmadan, mahâretle. Istırap çektiğine yalnız üzülüyordu, Şifâyâb olmasını bu yüzden istiyordu. Bir gün de kendisine dedi: (Duâ eyle de, Hak teâlâ bir şifa ihsân etsin bu derde.) O böyle dediğinde, Eyyûb aleyhisselâm, Bir tevekkül içinde bulunuyor idi tam. Buyurdu: (Ey Rahîme, acele etme henüz, Ne kadar sürmüş idi sıhhatli günlerimiz?) (Seksen sene) deyince, buyurdu: (Ey Rahîme! Şimdi duâ edemem sıhhat için Rabbime. Zîrâ bu hastalık da seksen sene olmadan, Şifâ talep etmeğe utanırım ben O'ndan.) O, bu sözleri ile Hakk'a teslîmiyyetin, En güzel örneğini vermiştir bir kul için. Malına, evlâdına, sonra bizzât nefsine, Gelen musîbetlerin sabreyledi hepsine. O, bu dert ve belânın tattıysa da üçünü, Tahammülü ve sabrı aştı beşer gücünü. "Eyyûb Peygamber sabrı" diye de gâyet güzel, İnsanlık târihinde oldu bir darb-ı mesel. Belâya sabredince o böyle katlanarak, Methetti kendisini Kur'ânda cenâb-ı Hak. Lâkin Eyyûb Nebî'nin çok sâdık ve vefâkâr, Zevcesi, kendisiyle olurdu alâkadar. Bir gün yiyecek için, o yerin çarşısına, Giderken, biri çıktı âniden karşısına. Dedi ki: (Ey Rahîme, sen Yûsüf Peygamberin, Torunu değil misin, burada ne gezersin?) O, insan kılığında bir "Şeytân" idi, fakat, Rahîme, tanımayıp etti ona iltifât. Dedi: (Eyyûb Nebî'nin vefâkâr zevcesiyim, O şimdi çok hastadır, ona hizmet ederim.) O böyle dediyse de, gitmedi şeytân yine, Bir fit sokmak istedi onun temiz kalbine. Dedi: (Niçin sen onun çekiyorsun derdini, Hastalık sana geçer, düşün önce kendini. Bak henüz genç kadınsın, üstelik de güzelsin, Niçin kendi kendine böyle yazık edersin?) Bu sözler, Rahîme'yi üzmüş idi pek fazla, Dedi: (Onun hakkını ödeyemem ben aslâ. Seksen sene, birlikte sürdük de mes'ûd hayât, Bunca yıl, kendisinden incinmedim hiç fakat. Şimdi yakalanınca böyle bir hastalığa, Onu yalnız bırakmak, sığar mı insanlığa?)