"Eyyûb aleyhisselâm" yedi yıl çekti mihnet, Lâkin bunu dert değil, bilâkis bildi nimet. Hastalık, günden güne daha şiddetlenince, Kulluk vazîfeleri zorlaşmıştı iyice. Hastalık elemine getirse de güç, tâkat, İbâdeti, hakkıyla yapamıyordu fakat. Ayakta namâz kılmak istemişti bir kere, Lâkin dermânsızlıktan, yıkılıp düştü yere. Daha da şiddetlenip, öyle oldu ki hâli, Diliyle zikre bile kalmadı hiç mecâli. Artık yapamayınca bu kadar da ibâdet, Tâattaki aczinden, şöyle dedi nihâyet: (Hakîkaten hastalık isâbet etti bana, Erhamürrâhimînsin, sığındım yâ Rab sana.) Yâni Hak teâlâya sığınarak yürekten, Kurtulmayı istedi, bu hastalık ve dertten. Rabbine ibâdeti hakkıyle yapmak için, Böyle duâ etmişti, doğrusu budur işin. Ve lâkin bu husûsta, bir kısım müfessirler, "Bunun için başka da sebepler var" dediler. Meselâ kendisine, bâzı îmân edenler, Hasta olduktan sonra, uygunsuz lâf ettiler. Dediler: (O kişide hayır olsaydı şâyet, Ona, böyle hastalık etmezdi hiç isâbet. Çâresi bulunmayan derde olmuş mübtelâ, Hiç iyi insanlara gelmez böyle bir belâ.) Eyyûb aleyhisselâm, çok mahzûn oldu bundan, Derhâl şifâ istedi Allahü teâlâdan. Yine bâzı kimseler, edip onu ziyâret, Dediler ki: (Bu kimse, hastadır uzun müddet. Bir merhamet olmadı Rabbinden kendisine, Bilâkis çoğalıyor hastalık günden güne.) Bu sözlere incinip, dedi ki: (Yâ ilâhî! Ben bu derdi çekerim, çok uzun sürse dahî. Lâkin bana, bu sözler dokunuyor be gâyet, Erhamürrâhimînsin, bana şifâ ihsân et.) Bir gün de, kendisine Cibrîl aleyhisselâm, Ziyâret maksadıyla geldi ve verdi selâm. Baktı konuşamıyor, bitkin hâlde ve mahzûn, Ona suâl etti ki: (Neden böyle durursun?) Eyyûb aleyhisselâm cevâben kendisine, Dedi: (Sabırdan başka, bu işin çâresi ne?) Dedi: (Hak teâlânın hazînesinde, elbet, Bulunur çok miktârda belâ ile musîbet. Ve lâkin sen hepsine tâkat getiremezsin, Âfiyet talep eyle Rabbinden bunun için.) Eyyûb Peygamber dahî, duyunca bunu ondan, Âfiyet talep etti Allahü teâlâdan.