"Eyyûb aleyhisselâm", Rabbinin ihsâniyle, O ağır hastalıktan kurtuldu tamâmiyle. Genç delikanlı olup, bulmuştu tam bir sıhhat, Rahîme onu görmüş, tanımamıştı fakat. Telâşa kapılarak, o seğirtti sahrâya, Sağa sola koşarak, başladı aramaya. O zaman Eyyûb Nebî, seslendi ki: (Ey kadın! Kimedir acep senin bu feryât ve figânın?) Rahîme, genç kişinin sesini işiterek, Geldi onun yanına biraz ümitlenerek. Dedi: (Bir hastam vardı, çok ihtiyâr bî-tâkat, Onunla seksen sene sürmüştük mes'ûd hayât. Lâkin yedi senedir, hasta idi bir nice, Ona hizmet ederdim elimden geldiğince. Yiyecek almak için ayrılmıştım yanından, Döndüm ki yok yerinde, ağlarım işte bundan.) Eyyûb aleyhisselâm buyurdu ki: (Ey hâtun! Ben yardımcı olayım, ne idi adı onun?) Dedi ki: (Eyyûb idi, sabrederdi her derde, Allahü teâlânın Peygamberiydi hem de.) Sordu yine: (Nasıldı onun şekli ve hâli? Târif et bana biraz, nasıldı şemâili?) Dedi ki: (Gençliğinde, benzerdi aynen sana, Ve lâkin şimdi yaşı erişmişti doksana.) Eyyûb aleyhisselâm buyurdu: (Ey Rahîme! O Eyyûb işte benim, bakma bu genç hâlime. Yeniden verdi Rabbim, bana sıhhat, âfiyet, Çok şükür sona erdi o hastalık ve mihnet.) O bunu öğrenince, çok memnûn oldu içten, Ağladı ikisi de bu sürûr ve sevinçten. Daha sonra ayrılıp, o küçük kulübeden, Şehre gitmek üzere, çıktılar yola hemen. Tam şehrin kapısına yaklaşınca nihâyet, Onların ikisi de şaşırdılar be gâyet. Zîrâ onlar, orada gördüler ki bu defâ, İnsanlar, akın akın geliyor bu tarafa. Eyyûb Nebî, onlara etti ki şöyle suâl: (Nereye gidersiniz gürûh gürûh, ne bu hal?) Dediler ki: (Gâibden bir ses duyduk hepimiz, Diyordu: "Ey insanlar, dikkatle dinleyiniz. Vaktâ ki Eyyûb diye vardı ki bir Peygamber, Onu, şehir dışına kovmuştunuz berâber. Şimdi o sıhhat buldu, şehire gelmektedir, Çıkıp karşılayınız, şimdi filân yerdedir.") Eyyûb aleyhisselâm şehire geldiğinde, Gördü ki, evi barkı duruyor hep yerinde. Halbuki yıkılmıştı evi ve binâları, Hak teâlâ yeniden ihsân etti onları.