Eyyûb aleyhisselâm

A -
A +

"Eyyûb Nebî", eşiyle şehre vâsıl oldular, Köhnemiş evlerini, sapasağlam buldular. Önce sâhib olduğu bilcümle servetine, Daha ziyâdesiyle kavuştu tekrâr yine. "On oğlu" var idi ki, etmişlerdi hep vefât, Hak teâlâ, hepsine yeniden verdi hayât. "On oğul" daha verdi ona hem Hak teâlâ, Her hâli, eskisinden oldu iyi ve âlâ. Yüz çeviren dostları, gösterdiler muhabbet, İnsanlar daha fazla ettiler ona rağbet. Ve lâkin Eyyûb Nebî, henüz sıhhat bulmadan, "Rahîme Hâtun" için üzülmüştü bir zaman. Gadaplanıp, yemînle demişti ki ona hem: (Yüz sopa vuracağım sana iyileşirsem.) Sıhhate kavuşunca, hâtırladı ahdini, Lâkin istemiyordu kırsın onun kalbini. O bunu dert edinip, düştü bir üzüntüye, "Bu ahdimi ne tarzda îfâ ederim?" diye. O, böyle düşünürken bu yemîn ve ahdini, Rabbimiz, kendisine gönderdi şu vahyini. Buyurdu ki: (Yâ Eyyûb, incesinden yüz adet, Çubuk al, iple bağla, olsun yüzlük bir demet. Onunla Rahîme'ye bir defâ vurur isen, O ahdini yerine getirmiş olursun sen.) Hazreti Rahîme'nin incinmemesi için, Bu vahyi göndermişti ona Rabbil âlemîn. Zîrâ "Rahîme Hâtun", yedi sene müddetle, Ona, cânu gönülden baktı hem merhametle. Her türlü hizmetini yaptı hiç usanmadan, Hem de bir defâ olsun, aslâ surat asmadan. Maîşetini dahî, ederdi kendi te'mîn, O, böyle fedâkârdı, hem de sâdık ve emîn. Kusûrsuz hizmet etti, şefkatle, acıyarak, Bir insanda sadâkat, bu kadar olur ancak. Erzaksız bırakmadı hiç "hazreti Eyyûb"u, Çok fedâkârlık ister, zîrâ kolay değil bu. Hattâ bir gün, elinde kalmamıştı hiç para, Fazla elbisesini alıp gitti pazara. Satıp, parası ile aldı yiyeceğini, Yine de yiyeceksiz bırakmadı beyini. Böyle fedâkârâne edince ona hizmet, Hak teâlâ katında, kazandı büyük kıymet. "Eyyûb aleyhisselâm" yüz yerine, bir defâ, Vurarak, yemînini edince böyle îfâ, Sordu Rahîme Hâtun hikmetini bu işin, Buyurdu: (Vahiy geldi Rabbimden bunun için.) O, hazreti Eyyûb'den işittiğinde bunu, Bildi Hak teâlânın kendisine lütfunu.