Gâibden tokat! Delhili genç bir adam, duydu ki "Acûzân"da, Evliyâdan bir kimse var imiş bu zamanda. "Ferîdüddîn Genc Şeker" derlermiş kendisine, Düşündü ki: "Gideyim o zâtın beldesine. Yanında tövbe edip, talebesi olayım. Onun teveccühüyle, doğru yolu bulayım." Bu hâlis niyet ile, sefere çıktı hemen. Yolda, bir kasabaya uğradı çok geçmeden. Lâkin bir "kötü kadın", o genci gördüğünde, Onun güzelliğine âşık oldu o günde. Onu aldatmak için, uğraştı pek çok, fakat, Genç, o kötü kadına hiç etmedi iltifât. Lâkin kadın, sonunda birçok hîle yaparak, Meylettirdi kendine, o genci aldatarak. Genç adam, tam elini uzatırken kadına, Bir "Kavî tokat" indi gâibden suratına. Ve bir ses işitti ki: (Sen kime gidiyordun? Ne için bu kadına aldanıp mağlûb oldun?) Bu îkâz üzerine, mahcûb oldu genç kişi. Dedi: (Doğru, ben nasıl yaparım haram işi?) Çekti hemen elini, ona hiç dokunmadan. Devam etti yoluna, dinlenmeden, durmadan. Lâkin bu hâdiseden, pek fazla duygulandı. Nihâyet o velînin memleketine vardı. Büyük bir merak ile sordu o ahâliye: (Ferîdüddîn Genc Şeker, bu yerde kimdir?) diye. Dergâhını bularak, yanına vâsıl oldu. Ferîdüddîn Genc Şeker, ona şöyle buyurdu: (Ey oğlum, sen gelirken, rastladın bir kadına. Hîlesine aldanıp, tam düşerken ağına, Şu tertemiz elini, ona hiç dokunmadan, Kurtardı bir zât seni, o günâh ve haramdan.) Genç kişi dinleyince, onun bu sözlerini, Anladı o yardımın, o zâttan geldiğini. Bu zât buyuruyor ki: (Hakîkî bir müslümân, Şöyledir ki, kimseye bir zarar gelmez ondan. Çünkü o, bağlanmıştır kalben "cenâb-ı Hakk"a. Bir mes'ûliyyet hissi taşır o cümle halka. Birine, bir fenâlık düşünse de o insan, Mâni olur o işe, kalbindeki o îmân. Lâ teşbîh, bir köpeğin tasması varsa şâyet, Ondan, hiçbir insana bir zarar gelmez elbet. Lâkin yoksa tasması, o, "Sâhipsiz" demektir. Îmânsız olanlara, işte bu, bir örnektir. Sâhipsiz bir köpeğin, her an ne yapacağı, Belli olmaz ne zaman, kime saldıracağı. Bunun gibi, îmânı olmıyan "kâfirler" de, Zarar yapabilirler her insana, her yerde.)