Hâbil ile Kâbil

A -
A +

Kâbil, nefsine uyup, karşı geldi babaya, Ve hattâ âsî oldu, Allahü teâlâya. İçindeki o haset, düşmanlık ve kin ile, (Seni öldüreceğim) dedi gidip Hâbil'e. O da, (Niçin?) deyince, dedi ki Ona Kâbil: (Seni fazla seviyor, babam, bana mukâbil. Ve güzel kardeşimle, seni evlendiriyor, Güzel olmayanını, bana lâyık görüyor.) Hâbil, yumuşaklıkla dedi ki: (İyi, fakat, Bunların olmasında, yok bende bir kabâhat. Bu işe kalkışırsan, sen kâtil olursun ilk, Benim günâhımı da, yüklenirsin üstelik. Tasarladığın bu şey, zâlimlerin işidir, Zâlimlerin yeriyse, Cehennem ateşidir.) Bunları dediyse de Hâbil bu kardeşine, O, çoktan karârını koymuş idi içine. Hacca gittiği vakit Âdem aleyhisselâm, Onu öldürmek için, bunu "fırsat" bildi tam. Onu, ıssız bir yerde öldürmek istiyordu, Lâkin bu nasıl olur, onu bilemiyordu. O ân insan şeklinde, "Şeytân" geldi yanına, Bir "kuş" tutup, başını, koydu bir taş altına. Başka bir taş ile de, vurup ezdi başını, Kâbil görüp anladı, nasıl yapacağını. O da gidip Hâbil'i, yatırdı birden bire, Koydu sonra başını, bir taşın üzerine. Başka bir taş ile de, vurup şehîd eyledi, Bu sefer, "Bu cesedi, ne yapayım ben?" dedi. Koyup gidecekti ki cesedi o sahrâda, Baktı ki, "vahşî kuşlar", dolaşıyor havada. Sonra yine baktı ki, havadaki o kuşlar, Cesedin etrâfında, dönüp dolaşıyorlar. Şaşkın bir vaziyette, o yük ile giderken, Gördü "iki karga"yı, hem de kavga ederken. Hayret ile baktı ki seyrederken kavgayı, Öldürdü biraz sonra, biri, öbür kargayı. Sonra inip, toprağı kazdı ayaklariyle, Onu, oraya gömüp, kapattı toprak ile. Kâbil, görüp öğrendi ondan işin şeklini, O da gömdü toprağa, Hâbil'in cesedini. Perîşân, üzüntülü, huzûrsuz oldu o an, Kendi kız kardeşini, alıp kaçtı oradan. Âdem Nebî üzüldü, şehîd olunca Hâbil, Gelip, tesellî için, şöyle dedi Cebrâil: (Allah, sana bir evlât verecek ki yâ Âdem, O çocuğun neslinden, gelecek Fahr-i âlem.) Daha sonra, dünyâya "Şît Nebî" etti teşrîf, "Gün" gibi parlıyordu, alnında nûr-u şerîf.