Hakîm-i Tirmizî

A -
A +

"Hakîm-i Tirmizî" ki, hâlis Allah adamı. O idi zamanının büyük hadîs imâmı. Genç iken, temiz kalbi yanardı "ilim" için. Yollarını arardı ilim tahsîl etmenin. İki arkadaşıyla, bir gün karar verdiler. "İlim için, sefere çıkmalıyız" dediler. Gelip, bu kararını söyledi annesine. Lâkin o, çok üzülüp dedi ki kendisine: (Ey yavrum ben hastayım, sen dahî biliyorsun. Beni kime bırakıp, sefere gidiyorsun?) Annesi üzülünce, vazgeçti bu fikrinden. Ve lâkin "İlim aşkı" silinmedi kalbinden. O iki arkadaşı, gittiler tahsîl için. O ise, tenhâlarda ağlardı için için. Yine bir gün, gizlice bir yerde ağlıyordu. Gözünden, yaş yerine kanlar akıtıyordu. Diyordu: "Gitti onlar, ilim tahsîl etmeye. Sonra, âlim olarak dönecekler geriye. Ben ise mahrum oldum, câhil kaldım burada. Yâ Rabbî, din ilmini nasîb eyle bana da." Ağlayıp, gözlerinden akarken kanlı yaşlar, O an geldi yanına "Nûr yüzlü" bir ihtiyâr. Çok sevimli biriydi, yaklaşarak yanına, Buyurdu ki: (Ne için ağlarsın, söyle bana?) Dedi ki: (İlim için gitti arkadaşlarım. Ben, mahrum kaldığıma üzülüp de ağlarım.) Buyurdu: (Mâdem sana duâ eder vâliden, Öyleyse, Allah seni mahrum etmez ilimden. Ey yavrum, ister misin, her gün sana geleyim. Din ilmini, tamâmen sana ben öğreteyim.) (Çok isterim) deyince o nûr yüzlü ihtiyâr, Başladı ders vermeye, artık hep leylü nehâr. "Üç sene" müddet ile, her gün geldi yanına. Rabbimiz, o kimseyi gönderdi ayağına. Üç yıl, ara vermeden ders aldı ondan bizzât. Sonunda öğrendi ki, "Hızır"mış bu gelen zât. Buyurdu ki: (Anneme devam ettim hizmete. Kavuştum bu sâyede, bu çok büyük nîmete.) Bir gün de buyurdu ki: (Dînimiz üç esastır, Önce "İlim" ve "Amel", üçüncüsü "İhlâs"tır. Bir işi, "Allah" için yapmazsa eğer bir kul, Hak teâlâ indinde o amel olmaz makbûl. İşin hâlisi ile bozuğu da, zâhiren, Çok benzer olsa bile, ayrıdır birbirinden. "Hakîkî çiçek" ile, bir yapma, "Sun'î çiçek", Ne kadar benzese de, ayrıdır, bu bir gerçek.)