"Ey alçak nefs!" "Hakîm-i Tirmizî" ki, evliyâdan bir kişi. İnsanları gafletten îkâz idi hep işi. Pek fazla korkuyordu Allahü teâlâdan. Titizlikle kaçardı her günâh ve haramdan. Gençliğinde, bir "Kadın" geldi bir gün yanına. Konuşup, çirkin bir iş teklîf eyledi ona. O bunu işitince, kan sıçradı beynine. Cevap bile vermeden, dönüp geldi evine. Lâkin kadın, inâda bindirdi bu işini. "Hakîm-i Tirmizî"nin bırakmadı peşini. Yalnız çalıştığını gördü bir gün bağında. Bunu fırsat bilerek, gelip bitti yanında. Lâkin o, görür görmez kadının geldiğini, Derhal bağdan dışarı atıverdi kendini. Ve başladı kaçmaya, günâhtan korkusundan. Kadın da, koşuyordu sür'atle arkasından. O kadının şerrinden, koştu çok uzaklara. Ve lâkin ileride, rastladı bir "Çukur"a. Şöyle bir nazar etti, derindi içerisi. Haram işlemektense, yoktu başka çâresi. O edebsiz kadın da, geliyordu ardından. O çukura atlayıp, kurtuldu o kadından. O hâdiseden sonra, geçti çok uzun yıllar. Yaşı da ilerleyip, oldu hem çok ihtiyâr. Gençlikte geçirdiği halleri düşünürken, Bir ara hâtırına, "Bu kadın" geldi birden. Duydu bir an nefsinin şöyle söylediğini: (Niçin kabûl etmedin onun o teklîfini? O zaman gençtin henüz, ona "Peki" diyeydin. Sonra da pişmân olup, istiğfâr eyliyeydin.) Nefsinden, bu düşünce gelince kendisine, Pek fazla üzülerek, şöyle dedi nefsine: (Ey günahlarla dolu habîs ve alçak nefis! Sen, böyle düşünmekte görmez misin hiç beis? Kırk yıl önce, genç iken bunu düşünmedin de, Şimdi mi düşünürsün bu ihtiyâr hâlinde? Kırk senedir çektiğin mücâhede, riyâzet, Ne oldu, gece gündüz o çalışma, o gayret? Gençken yüz vermedin de, sen o âdî kadına, Pişman mı oluyorsun şimdi o yaptığına? Ey nefsim, sen ne alçak ve hâinmişsin meğer. Şu ihtiyâr hâlinle, düşünürsün bak neler.) Öyle çok üzüldü ki nefsinin bu sözüne, Günlerce, rahat uyku girmez oldu gözüne. Girmemişti halbuki günaha hiçbir zaman. Sırf "Bu düşüncesi"ne, üzülüp, oldu pişman. O kadar yükseldi ki, o, bu pişmanlığıyle, Böyle yükselemezdi pek çok ibâdetiyle.