"Tirmizî" hazretleri, büyük ilim ehliydi. Tasavvufta yükselmiş, mârifet sâhibiydi. Şefkatli davranırdı, kızmazdı insanlara. Sabrederdi onlardan gelen sıkıntılara. Bir gün "Yeni" ve "Temiz" elbise giyerekten, Cumâ namâzı için, erkence çıktı evden. Bir "Kadın" da vardı ki o mahallede yine, İnanmazdı maalesef onun büyüklüğüne. Arkasından konuşur, yapardı gıybetini. Bilmezdi büyüklerin kadir ve kıymetini. Pencereden gördü ki, "Geliyor bu tarafa." Bir kötülük yapmayı tasarladı bu defa. Çamaşır yıkamıştı az önce de o zâten. "Kirli, necis sular"la dolmuştu hem de leğen. Birikmiş "Pis sular"ı, bildi büyük bir fırsat. Tam kapının önünden geçerken o büyük zat, Devirdi o leğeni, başından aşağıya. Çünkü yoktu kadında bir zerre edeb, hayâ. Islandı pis sularla vücûdunun her yeri. Ve kirlendi tamâmen temiz elbiseleri. Başını kaldırıp da, bakmadı "Bu kim?" diye. Evine gitmek için, döndü hemen geriye. Ona yaptılarsa da bu haksız hakâreti, Yine de "Kendisi"nde buldu o kabâhati. O, kendi kendisine düşündü şöyle hattâ: "Demek ki, işlemişim ben bir günâh ve hatâ. Eğer ben etmeseydim Rabbime günah, isyan, O da, bu hakâreti yapmazdı bana şu an. O halde, ben kendimi düzelteyim" diyerek, Tövbe istiğfâr etti, gözyaşları dökerek. Dediler ki: (O kadın, yaptı da bunu size, Niçin hiç kızmadınız siz de o edepsize?) Buyurdu: (O kadından olmadı bu iş hâsıl. Bana bu muâmele, "Rabbim"den geldi asıl. Çünkü insan, bir "Âlet", bir "Vâsıta"dır ancak. İyi, kötü herşeyi yaratır cenâb-ı Hak. Eğer dilemeseydi bu işi Hak teâlâ, Gelmezdi bana elbet bu hakâret ve belâ. O, hâtırlatmayıp da, vermeseydi güç, kuvvet, Yapamazdı o dahî, bana böyle hakâret. Zâhirde, bana bunu yaptıysa da o kişi, Hakîkatte "Allah"tır yaptıran her bir işi. Kulun karşılaştığı iyi, kötü her fiil, "Allah"tan gelir elbet, kat'iyyen kuldan değil. Mâdem ki Allah'tandır kula her bir musîbet, İnsanlara kızmaya, o halde var mı hâcet? Çünkü biz, Rabbimizin çok âciz kullarıyız. O'ndan, tatlı ve acı ne gelirse râzıyız.)