Benî İsrâil için gelen en son Nebîdir, Yeni bir din getiren "Ülül'azm" Peygamberdir. Sâir Nebîler gibi, o dahî "İnsan" idi, Rabbimiz, kendisini "Babasız" halkeyledi. O, Kudüs'te dünyâya teşrîf eylemişti ilk, Sonra, "Otuz" yaşında verildi Peygamberlik. Hak teâlâ "İncîl"i indirdi kendisine, Çağırdı gece gündüz halkı kendi dînine. Rabbimiz, üç yıl sonra, Onu yerden alarak, Çıkardı gök yüzüne hem de "diri" olarak. Kıyâmet yaklaşınca, Rabbimiz onu yine, İndirecek Şâm'daki Ümeyye Câmii'ne. Daha sonra evlenip, çocukları olacak, "Mehdî" ile buluşup "kırk sene" yaşıyacak. Sonra vefât ederek gidecek âhirete, Defni dahî olacak "Hücre-i saâdet"e. Annesi "Meryem Hâtun", çok mübârek bir kadın, O idi en iyisi dünyâ hâtunlarının. Babası "İmrân" olup, annesi "Hunne hâtun", Çocuğu olmuyordu önceleri hiç onun. Dedi: (Bana bir çocuk verirsen ey Allahım, Onu, Beytül makdîs'e hizmetçi yapacağım.) Zîrâ böyle bir âdet var idi o zamanlar, Çok sevâp kazanırdı böyle nezir yaparlar. Yalnız erkek çocuklar hizmete verilirdi, Hem, bebek doğar doğmaz, bu nezir edilirdi. O, bu nezri yapınca, "Bir yıl" geçti aradan, Ona, bir "Kız" evlâdı ihsân etti Yaradan. Lâkin erkek çocuğu o ümîd ediyordu, Şükredip, bu kızına "Meryem" adını koydu. Sonra kızı "Meryem"i kucağına alarak, Onu, Beytül makdîs'e götürdü ilk olarak. Sonra kızı "Meryem"i teslîm edip oraya, Dedi ki: (Alın bunu, bu, adaktır buraya.) Kabûl edip, sonra da düşündüler ki çoğu: "Kimin himâyesine verelim bu çocuğu?" Lâkin beytin imâmı, "Zekeriyyâ Nebî"ydi, Ayrıca da Meryem'in teyzesinin beyiydi. Dedi: (Benim bununla akrabalığım vardır, Zîrâ bunun teyzesi, benim nikâhımdadır. Daha çok münâsibtir onu bana vermeniz, Ona iyi bakarım, olmasın hiç şüpheniz.) Lâkin cân atıyordu herkes onu almağa, Dediler: (Öyle ise, gidelim bir ırmağa. Herkes Tevrât yazdığı kalemi suya atsın, Kiminki batmaz ise, bu çocuğu o alsın.) "Zekeriyyâ Nebî"nin batmayınca kalemi Ona tesîm ettiler bakmak için "Meryem"i.