İlk mûcize "İsa aleyhisselâm" dünyâya geldiğinde, Fazlalaştı elemi hazreti "Meryem"in de. Zîrâ o düşündü ki: "Yahudîler bu sefer, Eskisinden daha çok iftirâlar ederler. Ve hattâ beni bulup, sorarlar ki birçoğu, Nereden elde ettin bu babasız çocuğu?" O anda, kendisine bir nidâ geldi birden, "Hazreti İsa" idi bizzât nidâ eyliyen. Diyordu ki: (Üzülme, bilakis haz duy, sevin, Zîrâ böyle muhterem bir oğlun oldu senin. Bak, önünde bir "Nehir" yarattı Hak teâlâ, Böylece mertebeni yüceltip kıldı âlâ. Şu "Hurma dalını" da, tut şimdi, kendine çek, O, hemen yeşillenip, sana hurma verecek. Ye bu tâze hurmadan, bul eski kuvvetini, O sudan da içerek, gider harâretini. Ve senin bu oğlunla, gözün aydın olsun hem, Mânevî bir lezzetle ömür sür, çekme elem. İnsanlar, eğer senin yanına gelirlerse, "Babasız çocuk" için bir suâl ederlerse, Oğluna işâretle de ki: "Oruçluyum ben, Bugün hiçbir kimseye söz söylemem katiyyen.") Zîrâ şöyle idi ki o dinde oruç tutmak, Yemek ve içmek gibi, hem yasaktı konuşmak. O gün "hazreti Meryem" duyunca bu nidâyı, Ayağının ucunda gördü akan ırmağı. O hurma dalını da silkeledi bir miktâr, Bir anda, o ağaçta bitti tâze hurmalar. O hurmalardan yiyip, içince o sudan da, Üzüntüsü azalıp, sâkinleşti o anda. "İsa Nebî", dünyâya teşrîf eylediğinde, Yıkıldı bütün putlar, dünyânın her yerinde. "İblîs" dahî bu işi merak etti büsbütün, Duydu ki, "İsa Nebî" dünyâya gelmiş o gün. Ve o gün, gökyüzünde doğdu büyük bir "Yıldız", İran şâhı görünce, korkup oldu râhatsız. Cümle kâhinlerini toplayıp etrâfına, Dedi ki: (Hikmetini söyleyin bunun bana.) Dediler: (Büyük yıldız doğduysa gökyüzünde, Çok büyük bir kişi de doğmuştur yeryüzünde.) Buna, Yahudîler de muttali oldular hem, Baktılar ki yerinde yoktur hazreti Meryem. Hayret içerisinde kalan o Yahûdîler, "Nereye gidebilir?" diye merak ettiler. Biri dedi: (Ben onu görmüştüm Beyt-i Lahm'da, İhtimâl ki orada bulunur o şu anda.) Toplanıp, o yalancı ve hâin Yahûdîler, "Meryem"in bulunduğu Beyt-i Lahm'a geldiler.