"Ahmet ibni Hadraveyh", büyük bir evliyâdır. Hal ehli bir zât olup, kerâmetleri vardır. Belh emîrinin kızı, zevcesiydi bu zâtın. O dahî tasavvufta yetişmişti bihakkın. Adı "Fâtıma" olup, bekâr iken bu dahî, Onun büyüklüğünü işitti bizâtihi. Bir haber göndererek bu zâta biri ile, Dedi ki: "İste beni babamdan zevceliğe." Kabûl eylemeyince onun bu teklîfini, Gönderdi kendisine, tekrar başka birini. Dedi ki: "Ben seninle, Allah rızâsı için, Evlenmek istiyorum, doğrusu budur işin. Seni ben, Hak yolunu gösteren rehber, delîl, Olarak biliyordum, yol kesici er değil." Ahmet bin Hadraveyh'e gelince böyle haber, O kızı, babasından talep etti bu sefer. Babası, memnun olup onun istemesine, Tezvîc etti kızını, Hakkın bu "Velî"sine. Bu mübârek hanımla evlenip, daha sonra, Onu dahî alarak, yerleşti Nişâbur'a. Kutlu hânelerine, devrin evliyâsından, "Yahyâ ibni Muâz-ı Râzî" geldi bir zaman. Öyle çok sevindi ki zevcesi o gelince, O zâta ikrâm için, hayvan kesti bir nice. Evini, şamdanlarla donattı iyice hep. Sonra arzu etti ki, kesilsin bir de "merkep". Lâkin beyi, bu işi anlamadığı için, Dedi ki: "Ey Fâtıma, hikmeti ne bu işin?" Dedi: "Kerem sâhibi, Allah dostu bir hazret, Bir kerem sâhibini eylemiştir ziyâret. Biz, nasıl istifâde ediyorsak bundan tam, İstedim, köpekler de etsinler bugün bayram." Bu zâtın hânesine, hırsız girdi bir sene. Ve lâkin bulamadı götürecek bir nesne. Geri dönüyordu ki, üzüntülü ve me'yûs, Bu velî onu görüp, oldu gâyet huzûrsuz. Dedi ki: "Abdest alıp, biraz namâz kılsana. Sabah, bir şey gelir de, veririm onu sana" Hırsız, "Peki" dedi ve abdest aldı nihâyet. Gece, sabaha kadar eylediler ibâdet. O sabah, zengin bir zât gelerek o velîye, "İkiyüz elli altın" etti ona hediye. O da, o altınları hırsıza verdi derhal. Bu ihsân karşısında, tövbe etti o filhal. O günden îtibâren, girdi tam hizmetine. Kavuştu vilâyetin yüksek derecesine. Bir şeyler çalmak için girmişti eve, lâkin, Kalbini çaldırarak, kazandı "îmân, yakîn."