"Mûsâ Peygamber" ile, "Hızır aleyhisselâm", O gemiden inerek, ettiler yola devâm. Bir kasaba içinden geçerlerken, bir ara, Rastladılar ilerde oynıyan çocuklara. Hızır aleyhisselâm onların içlerinden, Birisini ayırıp, öldürdü onu hemen. Mûsâ Nebî, buna da dayanamayıp yine, Dedi: (Niçin öldürdün, çocuğun günâhı ne?) Hızır aleyhisselâm dedi: (Ben demiştim ya, Hiç sabredemiyorsun benim ile olmaya.) Buyurdu ki: (Haklısın, bundan sonra ben artık, Karışırsam, benimle yapma hiç arkadaşlık.) Buna da "Peki" deyip Hızır aleyhisselâm, Onunla yolculuğa eyledi yine devâm. Yolları bir beldeye uğradıysa da, fakat, İnsanlar, hiç onlara etmediler iltifât. Yiyecek bulmak için dolaşırken bir miktâr, Gördüler yıkılacak hâle gelmiş bir "Duvar". Bir işâret ederek Hızır aleyhisselâm, O duvarı doğrultup, eyledi sapa sağlam. Mûsâ Nebî, buna da edemez yine sabır, Dedi: (Niçin düzelttin o duvarı ey Hızır? Onlar bize bakmayıp, davrandılar çok kaba, Sen iyilik yaparsın, hikmet nedir acabâ?) Hızır aleyhisselâm ona dedi: (Yâ Mûsâ! İşte bu, bir sebeptir artık ayrılmamıza. Lâkin senin gördüğün bu garip hâdiseler, Hakkında açıklama yapayım birer birer. Evvelâ, bindiğimiz o "Gemi" vardı ya bir, İşte o, on kardeşe âitti gâyet fakîr. Karşı sâhilde ise, zâlim bir kral vardı, Sağlam gemi görürse, gasbedip el koyardı. Gemiye, bunun için zarar verdim ki derhâl, Bunu "Hasarlı" görüp, el koymasın o kral. "Çocuğu öldürmemin" hikmetine gelince, O, mürted olacaktı bülûğuna erince. Sâlih kimseler idi lâkin ebeveyni de, Bu, küfre sokacaktı onları ileride. O "Duvar"a gelince, eğikti, ben düzelttim, O, iki çocuğundu gâyet fakîr ve yetîm. Bu duvarın altında, büyük bir "Defîne" var, Lâkin bu defîneden, kimse değil haberdâr. Eğer düzeltmeseydim o duvarı ben yine, Yıkılıp, çıkacaktı ortaya o defîne. Çocuklar henüz küçük yaştadır, bundan sebep, Bu servete, gayriler sâhip çıkacaktı hep. Düzeltince, çökmekten halâs oldu o duvar, Çocuklar büyüyünce, ona mâlik olurlar.