Hûd aleyhisselâm

A -
A +

Git peygamber olarak "Hûd Nebî", çok güzeldi insanlar arasında, Habîbullahın nûru, parlıyordu alnında. Daha küçüklüğünde, bir sesler duyuyordu, Gâibden birileri, ona şöyle diyordu: (Habîbullaha âit, mübârek nûr-u Nebî, Şimdi senin alnında parlıyor yıldız gibi. Bütün putları kırıp ve küffârı öldürmek, Sana müyesser olur bu ateşi söndürmek.) O da, Nûh peygamberin dînine tâbi idi, O din üzre ibâdet yapıyordu dâimî. Taşkınlık içindeyken insanlar fevkalâde, O, hayât sürüyordu, onlardan farklı hâlde. Hep doğruluğu ile, kavminde ün yapmıştı, "Emîn" lâkabı ile, daha çok tanınmıştı. Kavmi, küfür içinde yaşıyordu ama hep, Bakıp üzülüyordu, onlara bundan sebep. Zîrâ o insanlara, karşı gelemiyordu, Çok üzülüyordu ama, birşey diyemiyordu. Gâyet sâkin, yumuşak huylu idi o, ama, Bir "Vakar" ve "Heybet"e sâhip idi dâimâ. Kırk yaşına gelince, Cibrîl aleyhisselâm, Allah'ın emri ile, geldi ve verdi selâm. "Peygamber" olduğunu bildirdi kendisine, O, Rabbinin emriyle, başladı teblîğine. Hak teâlâ, vahiyle buyurdu ki o vakit: (Kalk, peygamber olarak, kavminin yanına git. Korkma kendilerinden, teblîğdir senin işin, Mûcize yaratırım onlara senin için. Git, onları tevhîde ve hak yola dâvet et, De ki, Hak teâlâya edin yalnız ibâdet.) O gün de, bayram olup, hepsi toplanmışlardı, "Hûd Nebî" emri alıp, hemen oraya vardı. "Halecân" adlı biri, hükümdârdı onlara, Altın taht üzerinde otururdu o ara. O anda "Hûd Nebî"nin, işitildi gür sesi, Bağırarak tevhîde çağırırdı herkesi. Diyordu ki: (Ey kavmim, putları terk ediniz, Hak olan tek Allah'a ibâdet eyleyiniz. Taptığınız şu putlar, değildir ma'bûd-u hak, Yalnız hak teâlâdır, ibâdete müstehak. Nûh kavmi de, şu cânsız putlara tapındılar, Lâkin suda boğulup, toptan helâk oldular.) Reîsleri "Halecân", onun dâvet sesini, İşitip, inkâr etti hemence kendisini. Dedi: (Ey Hûd, kendini, sen ne zannediyorsun? Bize sen, bu hâlinle akıl mı veriyorsun? Peygamber olduğunu, biz kabûl etmiyoruz. Ve senin sözlerine, aslâ inanmıyoruz.)