Zulümde yarışırlardı "Hûd aleyhisselâm"ın teblîğine, Âdlılar, İnanmayıp ve onu, istihzâya aldılar. Dediler: (Peygambersen eğer ki kavmimize, Rabbine duâ et de, bir cezâ versin bize. Söyleyip duruyorsun, azâb olacağını, Rabbine duâ et de, göndersin azâbını.) Hûd peygamber, onlara buyurdu ki: (Ey kavmim! Size azâb hak oldu, gönderir onu Rabbim. Şimdi durup bekleyin, azâbın gelmesini, Ben dahî bekliyorum, sizinle inmesini.) Hûd peygamber, kavmine, böylece uzun zaman, Nasîhat ettiyse de, inanmadı çok insan. İmân edenleri de, kâfirlerden korkarak, Söyliyemiyorlardı, âşikâre olarak. Kavminin ekserîsi, îmân etmiyorlardı, Üstelik alay edip, hem şöyle diyorlardı: (Ey Hûd, hani bizlere vâdettiğin o azâb? Ne oldu, getir artık onu bize der-akab.) O da buyururdu ki: (O azâb elbet gelir, Ama onun vaktini, sâdece Rabbim bilir. Ben size, Rabbimizin elçisiyim diyorum, Bana ne vahyettiyse, onu bildiriyorum. Siz îmân etmezseniz, o azâb gelecektir, Resûlün vazîfesi, ancak haber vermektir.) Devâmlı acıyarak ve yalvarırcasına, Nasîhat ediyordu, böylece Âd halkına. Durmadan, usanmadan, hep teblîğ ediyordu, (Gelin, inât etmeyin, îmân edin) diyordu. Öyle dalmışlardı ki, küfür ve şirke hepten, Uyandırmak çok güçtü, onları bu gafletten. Düne kadar, akıllı, zekî ve doğru sözlü, Ve emîn bildikleri bu mübârek Resûlü, Bugün, "Akılsızlık"la, ithâm ediyorlardı, Ve ona inanmıyor, "Yalancı" diyorlardı. Ona tâbi olarak, Allah'a îmân etmek, Bu nasîbsiz kavime, güç geliyor idi pek. Derlerdi ki: (Biz sana, aslâ inanmıyoruz, Ve şu putlarımıza, ibâdet ediyoruz.) İmân etmek isteyen, olsa da ona eğer, Mâni oluyorlardı, onlara da bu sefer. Onun ile görüşmek isteyen kimseleri, Şiddet ve zorbalıkla, gönderirlerdi geri. "Hûd Nebî", senelerce, bu güç şartlara rağmen, Hakka dâvet ederdi, halkı mütemâdiyen. Onlar da, halka zulüm ve kötü işlerine, Devâm ediyorlardı küfür ve şirklerine. Garîb ve güçsüzlere, zulmederler ve hattâ, Bunda yarışırlardı o kâfirler âdetâ.