Hûd aleyhisselâm

A -
A +

"Ben değil siz delisiniz" "Üç sene" müddet ile devâm eden "Kuraklık", Sebebiyle, Hûd kavmi perîşân oldu artık. "Hûd Nebî", bakarak bu îkâz-ı ilâhîye, Hep ümîd ediyordu "İmân ederler" diye. Bu yüzden teblîğine hep devâm ediyordu, "Belki îmân ederler bu sebeple" diyordu. Ve lâkin umduğunun tam aksine olarak, Yine inanmadılar, daha uzaklaşarak. Hattâ bu kuraklığa, o sebep oldu diye Daha fazla düşmanlık yaptılar "Hûd Nebî"ye. Kendi aralarında toplanıp bu kâfirler, "Onu öldürmek" için kat'î karâr verdiler. Dediler: (Bunun için, kendisine gidelim, Ona, çok güç şeyleri yap diye söyliyelim. O da yapamayınca, herkese diyelim ki, Gördünüz mü, işte Hûd bir "Yalancı" belli ki. Bize söyledikleri sözler de hepsi yalan, Bizi, yalan sözlerle aldatıyor durmadan. Herkesi, aleyhine böyle tahrîk edelim, Sonra da, üzerine saldırıp öldürelim.) Bu niyetle birleşip ve yola koyuldular, Az sonra, "Hûd Nebî"nin huzûrunda oldular. Dediler ki: (Peygamber olduğun doğru ise, Bunun isbâtı için, mûcize göster bize.) Buyurdu: (Nasıl olsun mûcize ey insanlar?) Dediler: (Emrin ile, yön değiştirsin rüzgâr.) Rabbimiz buyurdu ki Hûd Nebîye o ara: (Ne tarafa istersen, işâret et rüzgâra.) "Hûd Nebî", eli ile bir işâret ederdi, Rüzgâr, ânî olarak o cihete dönerdi. Onlar, bu mûcizeyi gördülerse de ondan, Yine inanmadılar kuru inâtlarından. Sonra bir "Dağ" vardı ki, sert kayalıktı fakat, Bu sebeple, üstünde bitmezdi ot ve nebât. Dediler: (Peygambersen, duâ et de Rabbine, Kayalar ufalanıp, gelsin toprak hâline.) Duâ etti, bir anda "Toprak" oldu kayalar, Çiçeklerle donandı sonra da o ovalar. Kayalar yumuşayıp, geldi de toz hâline, Onların taş kalpleri yumuşamadı yine. Dedikleri olunca, o kâfirler, yeniden, Mûcize istediler bir daha Hûd Nebî'den. Dediler: (Peygambersen, duâ et de Rabbine, Koyunların yünleri, gelsin ipek hâline.) Hûd Peygamber, edince Rabbbinden bunu dilek, Koyunların yünleri, bir anda oldu "İpek". Bu mûcizeyi dahî görüp o nasîbsizler, Yine inâtlarından îmâna gelmediler.