O gurûr ve kibirli ve çok azgın Âd'lılar, O "Azâb rüzgârı"yla toptan helâk oldular. Rüzgâr, o kâfirleri kaldırıp yükseklere, Çok şiddetle, yüz üstü çarpıyordu yerlere. "Rüzgâr", Hak teâlâdan sonra alıp emrini, Yığdı üzerlerine o kum tepelerini. Yedi gece, sekiz gün müddetle o kâfirler, O kum tepelerinin altında inlediler. O yığınlar altında helâk oldu her biri, Oradan da, denize atıldı ölüleri. Âd kavminin cümlesi, helâk olduğu zaman, Henüz hayâtta idi, reîsleri "Halecân". Dağa doğru kaçarken büyük cân korkusuyla, Yine îmân etmeyi düşünmüyordu aslâ. "Hûd Nebî", kendisini görünce bir aralık, Buyurdu ki: (Kendine ediyorsun çok yazık. Bile bile, ebedî azâba gidiyorsun, Ancak îmân etmekle bundan necât bulursun.) "Halecân", Hûd Nebî'nin, bu en son teklîfine, Bütün bunlara rağmen, "Peki" demedi yine. Ve suâl eyledi ki: (Olursam ben müslümân, Bana, Rabbin katında ne var peki o zaman?) Hûd Peygamber, (Cennet var) diye cevap verince, O zaman, melekleri suâl etti hemence. Dedi ki: (O bulutta gördüklerim kimlerdir?) Buyurdu ki: (Rabbimin emrinde meleklerdir.) Dedi: (Bu felâkete, onlardır asıl sebep, Onların sebebiyle, kavmim helâk oldu hep. Ben müslümân olursam, o zaman senin Rabbin, İntikâm alır mı ki onlardan benim için?) "Hûd Nebî" o kâfire buyurdu ki o zaman: (Sen, bu dünyâ yüzünde gördün mü ki bir sultân, Askerine emredip, düşmanı helâk etsin, Sonra, düşmanı için onlara cezâ versin.) O nasîbsiz "Halecân" dedi ki son olarak: (Rabbin, keşke kavmimi etmeseydi de helâk, Hep devâmlı olsaydı gücümüz, kuvvetimiz, Ve hiç azalmasaydı malımız, servetimiz.) O, böyle söyliyerek inanmadı, sonunda, "Azâb rüzgârı" gelip, helâk etti onu da. "Âd kavmi" ve "Halecân", şiddetli rüzgâr ile, Fecî bir vaziyette helâk olurken böyle, "Hûd Nebî" ve mü'minler, olmayıp hiç muazzeb, Avlu gibi bir yerde bulunuyorlardı hep. "Hûd alehisselâm"la îmân eden "Mü'minler", Oradan ayrılarak Beytullaha gittiler. Ve "Hûd aleyhisselâm" vefât etti bu yerde, Harem-i şerîftedir kabr-i şerîferi de.