İbrâhim Halîlullah, ülül'azm peygamberdir, Ve "Keldânî" kavmine gönderilen Nebîdir. Resûlullah'tan sonra, bilcümle peygamberler, Ve insanlar içinde, O'dur üstün, mûteber. Hak teâlâ, "On suhuf" gönderdi kendisine, Îmâna dâvet etti, kavmini nice sene. Babası, "Târûh" adlı bir mü'min idi, fakat, O dünyâya gelmeden, bu kişi etti vefât. Temiz bir mü'mindi hem, vâlidesi "Emîle", İbrâhim'e, Târûh'tan kalmış idi hâmile. "Âzer" diye kardeşi vardi ki bu "Târûh"un, O ölünce, bununla evlenmişti bu hâtun. Yâ'nî "Âzer", Halîl'in, değildi öz babası, Hem "amcası" olurdu, hem de "üvey babası". Lâkin O, îmân ile olamadı müşerref, Yıldızlara, putlara tapardı maalesef. Kralları "Nemrûd" da, putlara tapıyordu, Kavmini de, zor ile puta taptırıyordu. Daha sonra aldanıp, şeytân vesvesesine, Kaptırdı kendisini, "İlâhlık" hevesine. Kendi heykellerini yaptırarak bu defâ, Sonra da, bu "putları", gönderdi her tarafa. Rablerini büsbütün unutan o insanlar, Yıldızlara, putlara ve Nemrûd'a taptılar. Onlar bu azgınlıkta tanımadan had, hudûd, Yaşarlarken, bir gece, bir rü'yâ gördü Nemrûd. Şöyle ki, "otururken, tahtında, birden bire, Biri, O'nu tahtından kaldırıp vurdu yere." Korku ile uyanıp, çağırdı kâhinleri, Ve onlara sordu ki: (Nedir bunun tâbiri?) Dediler ki: (Ey Nemrûd, yakında "bir peygamber", Çıkar ve insanları "hak yola" dâvet eder. Senin bu mülkünü de, yıkar O, temelinden, Sen, bunun tedbîrini almalısın şimdiden.) Lâkin O, kibirlenip, gücüne güvenerek, Fazla önemsemedi, "Bu iş kolay" diyerek. Ve hemen emretti ki: (Bu günden îtibâren, Kimse, çocuk sâhibi olmıyacak kat'iyyen. Ayrı, uzak duracak hanımından her erkek, Doğan erkek çocuklar, derhâl öldürülecek.) Memurlar tâyin etti, bu işi tâkib için, Hattâ on âileye, bir memur etti tâyin. Ve bütün erkekleri, sürdü şehir dışına, Nöbetçiler diktirdi, sınır kapılarına. Korumak gâyesiyle, Nemrûd saltanatını, "Yüzbin" mâsum yavrunun, döktürmüştü kanını.