Hazret-i İbrâhîm'in, vâlidesi Emîle, "Târûh" öldükten sonra, evlendi "Âzer" ile. Hazret-i İbrâhîm'e, hâmileydi önceden, Doğan erkek çocuklar, öldürülürdü hemen. O, iyi bildiğinden Âzer'in şerrini de, Korkuyordu, "Çocuğa bir zarar verir" diye. Ondan kurtulmak için, bir gün dedi: (Ey Âzer! Bu benim karnımdaki, "oğlan" doğarsa eğer, Hemen alıp, Nemrûd'a teslîm et ki ânında, Daha çok îtibârın, olsun O'nun yanında.) Böyle deyip, şerrinden halâs oldu bir müddet, Doğumun zamanı da, gelmiş idi nihâyet. "Başından savmak" için, doğum günü Âzer'i, Dedi: (Ölüm de olur doğumlarda ekserî. Bu yüzden korkuyorum, sen git, puthâneye var, Benim kurtulmam için, duâ eyle ve yalvar.) "Peki" deyip çıktı O, bunu "mâkul" görerek, Puthâneye kapanıp, çıkmadı akşama dek. O da çıkıp, "gizlice" gitti bir mağaraya, "Halîlullah", orada teşrîf etti dünyâya. Böylece, "Nemrûd" denen o zâlim diktatörün, Aldığı o tedbîrler, boşuna gitti o gün. Zîrâ O'nun mülkünü, temelinden yıkacak, "Resûl"ün doğumundan, habersizdi o alçak. Annesi, çocuğunu, iyice emzirdi ve, Mağaranın ağzını kapatıp döndü eve. "Âzer"i, birisiyle çağırttı puthâneden, O gelip, merak ile, "doğum"u sordu hemen. Dedi: (Başın sağ olsun, "bir oğlan" doğdu, fakat, Çok "zayıf" olduğundan, az sonra etti vefât.) O'nun bu sözüne de, kandı Âzer pek âlâ, Zîrâ hıfz ediyordu, onları Hak teâlâ. Artık Âzer, her sabah, puthâneye gidince, O da, o mağaraya gidiyordu gizlice. Gerçi O, "emzirmeğe" gidiyordu oğlunu, Lâkin parmaklarını emer bulurdu O'nu. İbrâhim Halîlullah, ermeden bülûğuna, Hak teâlâ "rüşd" ile "hidâyet" verdi O'na. Allahü teâlânın verdiği bu rüşd ile, Başladı insanlara, "doğru yolu" teblîğe. Hattâ üvey babası "Âzer" de putperestti, Önce Ona söyleyip, îmâna dâvet etti. Dedi: (Ey babacığım, putlar ilâh olamaz, Yalnız Hak teâlâya yapılır duâ, niyâz. Kendini korumaktan âcizken bunlar hattâ, Aklı olan, bunlara tapınır mı hayâtta? Bana tâbi olup da, îmân edersen şâyet, Senindir âhirette, sonsuz olan saâdet.)