"Halîlullah", dâimâ kötüleyip putları, İmâna çağırırdı, gece gün insanları. Vahyetti Hak teâlâ, kendisine nihâyet: (Halkı, açık olarak dînine eyle dâvet.) "Bayram"ları var idi o kavmin senede bir, Toplanırdı bir yere, kadın erkek, genç ve pîr. O "belli gün" gelince, herkes gitti o yere, Âzer O'na dedi ki: (Sen de gel bizim ile.) Biraz gittikten sonra, "Ben hastayım" diyerek, Geri döndü, gitmedi, şehirde O kaldı tek. Kapı anahtarını, Âzer'den aldı önce, Doğruca puthâneye gelip girdi hemence. Gördü ki, büyük küçük, dizilmiş "bütün putlar", Herbirinin önünde, türlü türlü "yemek" var. "İbrâhîm Halîlullah", sesini yükselterek, Bağırdı o putlara, istihzâ eyliyerek: (Önünüzde yemek var, niçin yemiyorsunuz? Sizlere ne oldu ki, hiç konuşmuyorsunuz?) Sonra da "balta ile", herbirine vurarak, Kırdı bütün bunları, "biri hâriç" olarak. Bilerek dokunmadı, "en büyük" olanına, Sonra da baltasını, astı onun boynuna. Halîlullah, kapıyı kitleyip çıktı hemen, Akşamleyin kâfirler, döndü bayram yerinden. Putlarının hâlini görüp "fenâ" oldular, Dediler: (Yapsa yapsa, "İbrâhîm" bunu yapar. Hemen haber verdiler, Nemrûd'a bunu ilkin, O dedi: (Öyle ise, O'nu bana getirin!) İbrâhîm Halîlullah, girdi O'nun yanına, Lâkin "secde etmedi", âdetin hilâfına. Kızdı O, "Niçin bana, secde etmedin?" diye, Buyurdu: (Secde etmem, ben Rabbimden gayriye.) Sordu Nemrûd bu defâ, daha gadaplanarak: (Kim kırdı bu putları, balta ile vurarak?) Buyurdu ki: (Kırmıştır, belki "en büyük"leri, Sorun küçüklerine, söylesin kendileri.) Nemrûd O'na dedi ki: (Bilirsin ki bu putlar, Konuşmaktan âcizdir, cânsızdır sonra bunlar.) Buyurdu ki: (Öyleyse, söze kâdir olmıyan, Kendilerine dahî faydası dokunmıyan, Bu putları, ne için ilâh tanıyorsunuz? Sizden âciz şeylere, niçin tapıyorsunuz?) Müşrikler bu sözlere cevap veremediler, Utanıp, başlarını aşağı indirdiler. Lâkin inâtlarından, vazgeçmediler yine, Nemrûd dedi: (Kapatın, O'nu zindan içine.) Sonra, ona bir cezâ vermeyi düşündüler, En nihâyet "Yakalım" diye karâr verdiler.