Nemrûd, "Halîlullah"ı, atıp zindan içine, Başladı daha sonra, "ateş yakma" işine. Onun tâlimâtiyle, bağırdı bir münâdî; (Herkes odun toplayıp, şu yere yığsın haydi! Bu, Nemrûd'un emridir, her kişi taşıyacak, Muhâlefet edenler, ateşe atılacak.) O putperest insanlar, olsa da yaşlı, hasta, Bunda, birbirleriyle yarıştılar âdetâ. Onlar, kırk gün kırk gece, taşıyıp odunları, "Otuz metre" boyunda, yığdılar hep onları. Sonra ateşlediler Nemrûd'un emri ile, Alevler, gökyüzüne yükseldi birden bire. Nemrûd'un adamları, toplanmışlar o sâat, Bekliyorlardı O'ndan, bir emir ve tâlimât. (Haydi, O'nu getirin) dedi Nemrûd zâlimi, Çıkardılar zindandan, hazret-i İbrâhîm'i. Ayağında "bukağı", ellerinde "kelepçe", Yürüdü o meydânda, "arslan" gibi, erkekçe. Zîrâ Hak teâlâya, "tevekkül" ve "yakîn"in, En yüksek zirvesinde bulundukları için, Onda, "korku" yerine, vardı sanki bir "sevinç", Küffârın kısa aklı, ermemişti buna hiç. Onu, ateş içine atacaklardı, lâkin, Ateşin yakınına varabilmek ne mümkin? Müşâvere ettiler, bu işi ince ince, Ki "Nasıl atacağız, O'nu ateş içine?" Zîrâ öyle "şiddetli" ve "korkunç" yanardı ki, Havadaki kuşları yakardı harâreti. Oturup düşünürken bu işi kara kara, "Şeytân", fırsat bilerek, yakın geldi onlara. Nemrûd, "Sen kimsin?" diye sorduğunda İblîs'e, Dedi ki: (Senelerdir, duâcıyım ben size. Duydum ki, bir "sihirbâz" kötüler dîninizi, Putları, "balta ile kırarak" üzmüş sizi. Atmayı istersiniz ateşe şimdi onu, Ve lâkin bilmezsiniz bu işin bir yolunu. İşte bu maksat ile, geldim hizmetinize, Bu işin usûlünü, öğreteceğim size.) Ve hemen bir "mancınık" yaptı kendi eliyle, Evvelâ "bir taş" attı, tecrübe gâyesiyle. Nemrûd ve putperestler, bu mancınık fikrini, Beğenip, hepsi tebrîk ettiler kendisini. Sonra "Halîlullah"ı, bir kaç kişi aldılar, Getirip, mancınığa sıkıca bağladılar. Lâkin O, o sırada, başka bir âlemdeydi, "Aşk-ı ilâhî" ile kalbi yanar hâldeydi. Rabbinin sevgisiyle, geçmişti kendisinden, Haberi olmamıştı, mancınıktan, ateşten.