İbrâhîm aleyhisselâm

A -
A +

"Halîl"i, mancınığa götürüp bağladılar, O anda, göklerdeki melekler ağladılar. Dediler: (Ey Rabbimiz, "bir dostun" var ki senin, Kalbi, muhabbetinle doludur o kimsenin. Ateşe atıyorlar kâfirler o dostunu, İzin ver, kurtaralım ateşten gidip O'nu.) Sonra kurtlar ve kuşlar, cümle vahşî hayvanlar, "Onu kurtarmak" için, çâreler aradılar. Herbiri, bu maksatla toplandılar o yere, Ve çırpınıp durdular, O'na yardım etmeğe. Sonra bir "bal arısı", su doldurup ağzına, Söndürmek gâyesiyle, geldi ateş yanına. Onun bu niyyetine karşılık Hak teâlâ, Ağzındaki "o su"yu, çevirdi "tatlı bal"a. Geldi sonra bir melek, dedi ki: (Yâ İbrâhîm! Ben, "rüzgâr"a müvekkel, vazîfeli meleğim. Hazırım yardım için, bana ne emredersen, Ateşi, "rüzgâr ile" söndüreyim istersen.) Başka bir melek gelip, dedi ki: (Yâ İbrâhim! Ben dahî "deryâlara, sulara" müvekkelim. Dünyâda bütün sular, benim emrim altında, İstersen, bu ateşi söndüreyim ânında.) Geldi sonra yanına, bir başka melek yine, Dedi ki: (Yâ İbrâhîm, ben de geldim emrine. Ben de "Arz" ve "toprağa" müvekkel bir meleğim, İstersen, bu ateşi "toprak"la söndüreyim.) Dinledi Halîlullah, bu gelen üç meleği, Lâkin hiç düşünmedi, bir yardım dilemeği. Buyurdu: (Ey melekler, Rabbim bana kâfîdir, O, çok iyi yardımcı, hem çok iyi vekîldir. Aslâ yardım istemem, O'ndan gayri kimseden, "İki dost" arasına, girmeyiniz siz lütfen.) Attılar daha sonra, "Halîl"i mancınıktan, Yükselip de ateşe tam düşeceği zaman, (Dileğin var mı?) diye, gelip sordu Cebrâil, O yine buyurdu ki: (Var ama, sana değil.) Böyle dediği için, Cebrâil'e son anda, "Sözünün eri" diye, methedildi Kur'ânda. Hak teâlâ, ateşe buyurdu ki nihâyet; (İbrâhîm üzerine, ol serin ve selâmet!) Ateşin sıcaklığı, o anda erdi sona, Zîrâ cenâb-ı Hakkın, böyleydi emri ona. Nemrûd'un ateşini, bir anda söndürmeğe, Kâdirdi Hak teâlâ, hemen imhâ etmeğe. Lâkin öyle yapsaydı, kâfirler derlerdi ki; "O ateşe düşseydi, yanardı elbette ki." Ateşin ortasında yakmamakla dostunu, Gösterdi "büyük kudret sâhibi" olduğunu.