Malı ile imtihân... "Hazret-i İbrâhîm"i, Rabbimiz kendisine, "Dost" edinip ve bunu bildirince kendine, Melekler dediler ki: (Yâ Rabbî, hikmet nedir? İbrâhîm, sana nasıl halîl, "Dost" olabilir? Zîrâ var O'nun dahî, evlâdı, malı, nefsi, Kalbini meşgûl eder, bunların hemen hepsi.) Meleklerden Allah'a, olunca bu mârûzât, Hak teâlâ, dostunu "imtihân etti" bizzât. Evvelâ "Nefsi ile" etti O'nu imtihân, O, tam "hâlis olarak" çıktı bu imtihândan. Zîrâ Nemrûd, ateşe atınca kendisini, Reddetti meleklerin yardım teklîflerini. Nefsiyle imtihânda, çıkınca böyle hâlis, "Malı ile" imtihân etti O'nu Rabbimiz. "Oniki bin sürüsü" var idi kendisinin, "Bin"er de "köpekleri", bulunurdu hepsinin. Ve "altından tasma"lar, vardı her köpeğin de, Geldi bir gün Cebrâil, "insan" kıyâfetinde. Dedi ki: (Yâ İbrâhîm, ovalar, vâdiler hep, Dolmuş "sürüler" ile, kimindir bunlar acep?) Buyurdu ki: (Rabbime âittir hepsi bunlar, Şimdi benim elimde, "emânet" bulunurlar.) Cibrîl aleyhisselâm, sordu ki sonra O'na: (Sürülerden birini, satar mısın sen bana?) Buyurdu ki: (Bir kere, söyle "Allah" ismini, Vereyim sürülerin, sana "üçte biri"ni.) Cebrâil, "Lâ ilâhe illâllah" söyleyince, Gark oldu Halîlullah, bir neş'e ve sevince. Buyurdu ki: (Bir daha, söyle bu kelimeyi, Vereyim sürülerin, "üçte birini" dahî.) Cibrîl aleyhisselâm, söyledi bir kez daha, Bu, daha çok bir neş'e verdi Halîlullah'a. Buyurdu ki: (Bir daha, söyle "Allah" ismini, Vereyim buna karşı, sürülerin hepsini.) Cebrâil "Peki" deyip, söyleyince bir daha, Halîlullah daha çok neş'elendi bu defâ. Buyurdu ki: (Bir daha, söylersen onu eğer, "Altın tasma"larıyle, senin olur köpekler.) Bir daha söyledi O, "Lâ ilâhe illâllah", Öyle neş'elendi ki, bu kere Halîlullah, Buyurdu ki: (Bir daha söyle, yine duyayım, Bunun karşılığında, sana "köle" olayım.) Gördü Cibrîl, Halîl'in bu "aşk" ve "sevgi"sini, Hakîkati bildirip, tanıttı kendisini. Dedi ki: (Yâ İbrâhîm, ben, Allah'ın emriyle, İmtihâna gelmiştim, seni "malların" ile. "Hakîkî dost" olduğun, yine oldu âşikâr, Sürüler benim değil, senindir yine onlar.)