İki kişi inandı

A -
A +

Hûd aleyhisselâma, ilk önce Âd kavminden, "Cünâbe bin Esam"dı tasdîk ve îmân eden. Amcasının oğluydu, bu zât Hûd peygamberin, Ona, cân-ü gönülden inanıp, oldu mü'min. Bir gün, akrabâsından, "kırk kişi" ile bu zât, Otururken, onlara şöyle etti nasîhat: (Bize peygamber oldu, amcamızın oğlu Hûd, O diyor ki: "Allah'tır, yegâne ilâh, ma'bûd." Teblîğ ettiği hâlde, o size Hak yolunu, Sebep ne ki, inkâra kalkışırsınız onu? Hayâtında yalan söz söylememiştir aslâ, Şimdi inkâr etmeniz, bağdaşır mı insâfla? O, Allah tarafından geldi size peygamber, Ve saâdet yolunu, veriyor size haber. Hâlâ inanmamanın sebebi acep nedir? Lâkin inkârcılara, yakında azâb gelir. Nitekim Nûh kavmi de, etmişti onu inkâr, Ama Nûh tûfânında, hepsi helâk oldular. Korkuyorum siz dahî, inanmazsanız bugün, Onlar gibi, size de azâb gelir topyekün.) O böyle söyleyince, hep gadaba geldiler, Üstüne hücûm edip, hakâret eylediler. Öldüreceklerdi ki, "Cünâbe"yi, bu kere, Ellerinden kurtulup, geldi Hûd peygambere. Başına gelenleri, ona da verdi haber, Çok tesellî eyledi, bu zâtı Hûd peygamber. Buyurdu ki: (Üzülme, elbette cenâb-ı Hak, Bunun mükâfâtını, verir sana muhakkak.) Ve yine Hûd peygamber, bir gün yolda giderken, "Mersed" adlı biriyle, karşılaşmıştı birden. Önce Mersed dedi ki: (Ben sana geliyordum, Ve sana, bir şart ile inanayım diyordum. Hanımla aramızda, bir konuşma geçmişti, Ben ona birşey dedim, o da cevap vermişti. Bana, o konuşmayı haber verirsen şâyet, İmân edeceğim ki, hak peygambersin elbet.) "Hûd peygamber", tebessüm buyurup ona önce, Buyurdu: (Hanımınla, konuşurken dün gece, Sen hanıma dedin ki; "Yârın Hûd'a gideyim, İşbu konuşmamızı, ondan suâl edeyim. Eğer haber verirse, bu konuşmayı bana, Ben de îmân edeyim, peygamber olduğuna." Hanımın da, cevâben şöyle dedi o vakit: "Çok iyi söylüyorsun, yârın hemen ona git.") Mersed bunu duyunca, îmân etti ânında, Dönüp îmân ettirdi, o gün hanımını da. Lâkin o da korkarak, müşriklerin şerrinden, Bir müddet îmânını, gizledi müşriklerden.