Mevtâya gelen sesler "Fâcir"lerin ruhları şiddet ile alınır, Yüzleri, "Ebû Cehil karpuzu"nu andırır. Melekler ona der ki: "Ey habis ruh, haydi çık, Bu habis bedenini, cesedi terk et artık." O an kâfirin rûhu "Merkep" gibi bağırır, Ve hazret-i Azrâil, onu eline alır. Sonra da teslim eder onu bir "Zebânî"ye, Yâni verir o rûhu, bir "Azab meleği"ne. Yüzü çok "Çirkin" olup, simsiyahtır abâsı, Dünyada her kokudan kerihtir râyihası. Cibril aleyhisselâm, o ruh ile yükselir, Ve dünya semasının birincisine gelir. Sorulur ki: "Sen kimsin ve kim vardır yanında?" Der ki: "Ben Cebrâilim, filân kâfirdir bu da." Melekler işitince, o kâfirin adını, Şöyle deyip açmazlar, semanın kapısını. "Bir deve, geçmedikçe, iğnenin deliğinden, Bu gibiler, Cennete giremezler katiyyen." Ruh bedenden çıkınca, kendisine semadan, Bir münâdi, şöylece nidâ eder o zaman: "Ey Âdemoğlu, sen mi terk ettin bu fâniyi, Yoksa dünya mı seni terk etti böyle âni?" Bir nidâ daha gelir sonra gasilhanede, Der ki: "Ey Âdemoğlu, kuvvetin hani, nerde? Nerde güçlü bedenin, seni kim zaifletti? Nerede o dostların, hepsi de terk mi etti?" Sonra kefenlenirken, yine gelir bir nidâ, Der ki: "Ey Âdemoğlu, çıkıyorsun bir yola. Hiç dönmemek üzere, evinden gidiyorsun, İlk kez 'tahta bir at'a, "Tabut"a biniyorsun." Teneşire konurken, bir nidâ gelir yine, Der ki: "Ey Âdemoğlu, gidiyorsun kabrine. İmânın varsa eğer, sana müjdeler olsun, Yok eğer "Kâfir" isen, kötüdür senin sonun." Musallâya konunca, şöyle nidâ edilir: "Dünyada ne yaptıysan, karşına gelir bir bir. Eğer hayır yaptıysan, onun mükâfâtını, Yok günah işlediysen, bulursun cezâsını." Kabristana girince, denir ki ona artık: "Ey kişi, mezar için getirdin mi bir azık? Çok karanlık bir yerdir gireceğin bu kabir, Onu aydınlatacak ışığın var mı ki bir?" Kabire konduğunda, seslenir ona mezar, Der ki: "Ey Âdemoğlu, kıldın mı bende karar? Dün, benim üzerimde gülüyor, oynuyordun, Şimdi benim içimde, ne için ağlar oldun? Konuşup duruyordun, üstümde bülbül gibi, Şimdi sesin çıkmıyor, acaba sebep ne ki?"