Cehennemin kükremesi! Emreder Hak teâlâ "Cehennem gelsin" diye, Ona bir korku gelir ve başlar titremeğe. O gelen meleklere, eder çok feryat, figan, Ve der ki: "Ey melekler, Rabbimiz bana şu an, Azab ettirmek için bir mahlûk halk etti de, Azab mı edecektir onunla bu vakitte?" Derler ki: "Öyle değil, seninle cenab-ı Hak, Küffârın cezasını verecektir muhakkak. Biz de, bu maksat ile sana geldik esâsen, Sen dahî, bunun için yaratılmıştın zâten". O zaman "Cehennem"in öyle bir bağırması, Olur ki etrafına öyle ateş saçması, O şiddet ve gayz ile, gelerek galeyâna, Yedi kat âsumânı boğar "Siyah duman"a. Mahşere, "Bir senelik" bir mesafe var iken, Bir ara, meleklerin kurtulur ellerinden, Gümbürtüsü, şiddeti öyle olur ki hattâ, Bir yıllık mesafeden duyulur "Arasat"ta. Ehl-i mahşer, bu sesi işitip çok korkarlar, Hemen birbirlerine "Bu ne?" diye sorarlar. Sonra öğrenirler ki, "Kurtulmuş da Cehennem, Ehl-i mahşer üstüne geliyormuş şimdi hem." Bunu duyan herkesin, çözülür dizi bağı, Oldukları yerlere çöker hep mahşer halkı. Hattâ Peygamberler de korkuya kapılırlar, Çoğu Arş-ı âlâ'ya korkuyla sarılırlar. "Nefsî nefsî" diyerek o zaman her Peygamber, "Bugün nefsimden başka hiçbir şey istemem" der. Yalnız Peygamberimiz eder ki şöyle niyaz: "Yâ Rabbî, ümmetime ver selâmet ve halâs." O zaman "Cehennem"den çıkar ki öyle bir ses, Boğulma noktasına gelirler o an herkes. Korkudan bitkin hâle gelerek ehl-i mahşer, Yüzleri üzerine kapaklanıp düşerler. Hak'tan başka kimseden bir ümit kalmadığı, Korkudan hiç kimsenin kımıldayamadığı, Bir zamanda, ortaya çıkar "Hakkın Habîbi", Cehennemi durdurup, kendine kılar tâbi. Buyurur: "Dön geriye hor ve hakîr olarak, Ki gelsin sana sonra, kimler ise müstehak." Sakinleşir Cehennem bu ikaz üzerine, Ve der ki: "Yâ Muhammed, muntazırım emrine." O zaman Resulullah "Cehennem"i tutarak, Arş'ın soluna koyup, mahşerden eder ırak. Onun bu şefkatini görünce ehl-i mahşer, Bunu, birbirlerine söyleyip müjdelerler. Zîra buyuruyor ki Kur'ânda cenab-ı Hak: "Gönderdik âlemlere seni rahmet olarak"