"Âmâlar nerededir?" Mücrimler Cehenneme atıldığı zamanda, Yalnız "Mü'minler" kalır Arasât meydanında. Onlar da grup grup geçirilip Sırat'tan, "Cennet"lere girer ve çıkmazlar hiç oradan. Hak teâlâ, öncelik tanıyıp "Âmâlar"a, Bir münâdî çıkarak, nidâ eder onlara. Der ki: "Dünyada iken görmekten mahrum olan, Kimseler, sağ tarafa geçsinler hemen şu an." Bunlar için bir sancak bağlanır o gün yine, Ve "Şuayb Peygamber"in verilir bir eline. Bu Peygamber, onlara olur imâm ve rehber, Sırat'tan çok süratli geçerler hep beraber. Sonra da, "Belâlara sabredenler nerdedir?" Diye ehl-i mahşere bir nidâ daha gelir. "Çâresiz illet"lerden vefat etmiş olanlar, Bu nidâ üzerine bir yerde toplanırlar. Sonra yeşil bir sancak bağlanarak bu kere, Verilir o sancak da "Eyyüb" nâm Peygambere. O da, bu cemâatin önlerine geçerek, Ulaştırır Cennete Sırat'tan geçirerek. Sonra nidâ edilir, "Îmândan ayrılmayan, İslâm düşmanlarına kat'iyyen aldanmıyan, İffet ve nâmûsunu muhâfaza edenler, Nerde doğru îmâna sâhip olan o gençler?" Onlar da ayrılarak, bir yere getirilir, Rabbimiz, onlara da bâhusus selâm verir. Bunlara da bir sancak bağlanır o gün yine, Ve "Yûsüf Peygamber"in verilir bir eline. Sonra nidâ edilir: "Allah rızâsı için, Birbirini sevenler nerdedir, hepsi gelsin". Huzûr-u ilâhîye gidince bu cemâat, Rabbimiz selâm verip, buyurur çok iltifat. Ve bir sancak bağlanır yine bu insanlara, Verilir bu sancak da "Aliyyül Mürtezâ"ya. O da, bu cemâatin geçerek önlerine, Kavuşturur onları "Cennet ni'metleri"ne. Sonra bir münâdiden şöyle bir nidâ gelir: "Allah korkusu ile ağlıyanlar nerdedir? Onlar dahî çıkarak bir mahalle ayrılır, Akıtmış oldukları "Gözyaşları" alınır. Sonra "Şehid kanı" ve "Mürekkeb-i ulemâ", İle tartıldığında, ağır gelir bu daha. Bu cemâat için de bağlanır yine sancak, Bulunur üzerinde her türlü renkten ancak. Bu sancak da alınıp, verilir "Nûh Nebî"ye, O da geçer onların önüne rehber diye. Sırat'tan geçirterek ardında olanları, "Cennet ni'metleri"ne kavuşturur onları.