Şefâat haktır "Allah korkusu" ile ağlayıp yaş dökenler, İçin de bir sancağı bağlıyarak melekler, Verirler onu dahî, "Nûh aleyhisselâm"a, Bunların önlerine geçmek ister "Ulemâ". Derler ki: "Allah için ağlayıp yaş dökmeği, Onlar bizden öğrenip geçti daha ileri." O zaman bir münâdi nidâ eder: "Yâ Nûh, dur". Nûh Nebî, bu nidâyı işitip hemen durur. Sonra başka bir melek çıkar ve nidâ eder: "Nerdedir Allah için şehid olan kimseler?" "Şehidler", getirilip bir yerde durdurulur, Onlar için, safranlı bir sancak emr olunur. Ve "Yahyâ Peygamber"e onu teslim ederler, O da, o cemâate olur imâm ve rehber. Onlar da ilerleyip geçmek isterler, ama, Onların da önüne geçmek ister "Ulemâ". Derler: "Onlar cihadı bizlerden öğrendiler, Şimdi nasıl olur da önümüzden giderler?" Âlimlerin yazdığı "Mürekkep" getirilir, "Şehidlerin kanı"yla tartılıp, ağır gelir. Hak teâlâ o zaman buyurur ki: "Âlimler, Sanki benim katımda Peygamber gibidirler." Sonra o ulemâya buyurur ki Rabbimiz: "Dilediklerinize siz şefâat ediniz." O zaman âlimlerin her biri için birer, Münâdiler çıkarak, şöyle nidâ ederler: "Ey insanlar dinleyin, filânca âlim için, Şefâat etmesine Rabbimiz verdi izin. Kim onun bir işini eğer görüverdiyse, Ya bir bardak su verip, bir lokma yedirdiyse, Yâhut kitaplarını dağıttıysa her yana, Şefâat edecektir bu âlim o insana." Bu nidâ üzerine, Ona yardım yapanlar, Yâhut kitaplarını dağıtanlar, yayanlar, Büyük bir sevinç ile toplanırlar o sâat, O dahî her birine eder o gün şefâat. Sonra ehl-i mahşere, yine bir nidâ gelir, Denilir ki: "Sabreden fukarâ nerededir?" Huzûr-u ilâhîye gelince bu cemâat, Hak teâlâ, onlara buyurur çok iltifat. Sarı sancak bağlanıp, bu sefer de bunlara, "Îsâ aleyhisselâm" rehber olur onlara. Sonra nidâ eder ki: "Zenginler nerededir?" Şükredici zenginler oraya getirilir. Onlara da bir sancak bağlanarak bu kere, Verilir bu sancak da "Süleyman Peygamber"e. O da, o zenginlere olur imâm ve rehber, İlerleyip "Cennet"e girerler hep beraber.