İmâm-ı Tirmizî

A -
A +

"Kusûru hep kendinde bil" "Hakîm-i Tirmizî" ki, büyük hadîs imâmı. Hem dahî tasavvufta yüksek idi makamı. Tevâzû sâhibiydi, üzmezdi kimseyi hiç. Yok idi dünyâlığı, bir kulübesi hâriç. Hattâ bir kapı dahî yoktu kulübesinde. Bir perde asılıydı yalnız kapı yerinde. O, bir sene "Hac için" terk edince bu yeri, Bir kaç yavrusu ile, "Köpek" girdi içeri. Haccı îfâ edip de döndüğünde geriye, Gördü ki, köpek girmiş evinden içeriye. İlişmedi hayvana, ona merhametinden. Oynatmak istemedi onu rahat yerinden. Lâkin kendisinin de, yoktu başka bir evi. Kovmak da, hiç içine sinmedi bu köpeği. "Belki kendi kendine çıkıp gider" diyerek, Biraz beklediyse de, çıkmadı lâkin köpek. Gitti, dolaştı biraz, dönüp geldi yerine. Fakat oturuyordu içerde köpek yine. Dolaştı biraz daha etrâfında o yerin. Lâkin yoktu niyeti çıkmaya o köpeğin. Bir hayli gitti geldi, gitti geldi mübârek. Bekledi, isteğiyle içerden çıksın köpek. O gece, seksen defâ gitti geldi o yere. Yine de ilişmedi o zavallı köpeğe. O devirde vardı ki âbid ve zâhid bir zât, "Hakîm-i Tirmizî"ye inanmazdı o fakat. Onun büyüklüğüne ederdi hep îtirâz. O gece, Resûlullah eyledi onu îkâz. Şöyle ki, rüyâsına girerek o zâhidin, Buyurdu: (Kıymetini iyi bil Tirmizî'nin. Ebedî saâdete kavuşmak istiyorsan, Koş onun hizmetine, geçirme daha zaman.) Ertesi gün o zâhid, gelerek huzûruna, Af dileyip, aynı gün talebe oldu ona. Kusûru, hep kendinde bilirdi bu velî zat. Aramazdı kimsede aslâ kusur, kabahat. Bir kimseye üzülüp darılsaydı da hattâ, Bilâkis daha iyi davranırdı o zata. İhsânda bulunurdu zâten çok kimselere, Daha fazla yapardı kendini üzenlere. Muhterem hanımına, sordular gelip bir gün: (Kızdığı oluyor mu Hakîm-i Tirmizî'nin?) O, (Oluyor) deyince, sordular ki: (Ey hâtun! Peki, nasıl anlarsın kızdığını sen onun?) Dedi ki: (Gâyet kolay, o bize kızsa eğer, Eskisinden daha çok iyilik, ihsân eder. Kendisinde bilir hep kusur ve kabahati. Artardı bu hallerde ibâdât-ü tâ'ati.)