İnâdın bu derecesi

A -
A +

"Hûd Peygamber", kavmine buyurdu ki: (Ey kavmim! Şu putları bırakıp, Allaha edin tâzim. İmâna gelirseniz, Allah sizi affeder, Bol bol yağmur yağdırıp, bereket ihsân eder.) Hûd Peygamber, bunları söylediği zamanda, Orada bulunurdu hükümdâr "Halecân" da. "Hûd aleyhisselâm"ın bu nasîhatlerine, Aldırmayıp, bir cevap vermeyince kendine. Uzaklarda bulunan bütün "Kurtlar" ve "Kuşlar", Hûd aleyhisselâmın huzûruna koştular. Dediler: (Ey Peygamber, biz hazırız emrine, Sen kimseden korkmadan, devâm et teblîğine.) Herkes bu hâdiseyi gördü de hep alenen, Yine Hûd Peygambere olmadı îmân eden. Hattâ biri, o anda hakâret eder oldu, Lâkin konuşamayıp, birden dili tutuldu. Kâfirler, "Dâvâsından artık vazgeçsin" diye, Her türlü ezâ cefâ ederken Hûd Nebî'ye. O, yine tahammül ve sabır gösteriyordu, Ve bu hak dâvâsından aslâ vazgeçmiyordu. Onun bu ihlâsının altında, o Âd'lılar, Bir "Maddî menfaat" ve "Dünyâlık" aradılar. Zîrâ mâneviyâttan tam mahrûm bir milletti, Değer ölçüleri, sırf "Dünyâ"dan ibâretti. Bu, mesnedi olmıyan ithâmı, "Hûd Peygamber", Reddedip, doğrusunu onlara verdi haber. Buyurdu ki: (Ben sizi, hak yola dâvetimden, Dolayı, bir menfaat beklemiyorum sizden. Benim ecr-ü sevâbım, âlemlerin sâhibi, Olan Hak teâlâya âittir pek tabii. Artık Hak teâlâdan korkun da, edin îmân, Yoksa, büyük bir azâb erişir size O'ndan.) Onlar, cevap olarak dediler ki: (Aslâ biz, Şimdiki hâlimizi değişecek değiliz.) Ve lâkin tam dört sene sürünce bu "Kuraklık", Âd'lıların tâkati kalmadı buna artık. Bu sebeple bâzısı insâfa yöneldiler, Bir gün reîslerine gelip şöyle dediler. (Açlık ve susuzluğa kalmadı hiç gücümüz, Ona îmân etmeği mecbûren düşünürüz.) "Halecân" sinirlenip, dedi: (Ne münâsebet, O sebepten gelmedi bizlere bu musîbet. Öyle olmuş olsaydı, kırılmazdı hayvanlar, Zîrâ o hayvanların, bunda ne günâhı var? Demek ki, bu musîbet herkese umûmîdir, Biraz daha sabredin, elbette sonu gelir. Kum yiyin, toprak yiyin, idrârınızı için, Yine aslâ dînine girmeyin bu kişinin.)