"İsa aleyhisselâm" devr-i saâdetinde, Zâlim, mağrûr bir kral var idi "Nusaybin"de. Cibrîl, İsa Nebî'ye bir vahiy getirdi ki: (Îmâna dâvet eyle o kibirli melîki.) Yâkub, Tevmân ve Şem'ûn adlı üç havârî'ye, Emredip İsa Nebî, gönderdi o beldeye. "Tevmân" önce girince, onu yakaladılar, Ve zâlim hükümdârın yanına çıkardılar. El ve ayaklarını kestirip zâlim kral, Gözlerine mil çekip, hapsetti onu derhâl. "Şem'ûn" dahî gizlice giderek o diyâra, Aklı ve zekâsıyla yaklaştı hükümdâra. Onlardan görünerek, sakladı îmânını, Kazandı hükümdârın sonsuz îtimâdını. Bir gün, Şem'ûn krala dedi ki: (Hükümdârım! Şu Tevmân'ı çağırıp, bâzı şeyler soralım.) Kral "Peki" deyince, huzûra geldi Tevmân, Şem'ûn dedi: (Ey kişi, nedir senin iddiân?) Tevmân cevâb olarak, dedi ki: (Îsâ Nebî, Allahın Resûlüdür diğer Nebîler gibi.) Sordu yine: (Ey kişi, delîlin nedir bunda?) Dedi: (Her hastalığı iyi eder ânında. Ayrıca, haber verir gizli olan şeyleri, Allahın izni ile diriltir ölüleri.) Şem'ûn dedi: (Ey melik, bu, büyük iddiâdır, Zîrâ böyle vasıflar, ancak Nebî'de vardır. Çağıralım o zâtı, hakîkat böyle ise, O zaman hiç şüphesiz Peygamberdir o kimse. Biz dahî, seve seve ona îmân ederiz, Değilse, bu kişinin cezâsını veririz.) Kral mâkul görünce, gönderdiler bir haber, Nihâyet yanlarına geldi "İsa Peygamber". Tanımıyormuş gibi yaparak Şem'ûn onu, Dedi: (Size Peygamber diyorlar, bu doğru mu? Her türlü hastalığı iyi eder diyorlar, Şu Tevmân'ı iyi et, herkes görsün âşikâr.) "Tevmân"ın kesik olan el ve ayaklarına, Elini sürer sürmez, tam sıhhat geldi ona. Sonra da, gözlerine sürer sürmez elini Bir anda, görür hâle getirdi gözlerini. Şem'ûn dedi: (Pek âlâ, bir de ölü diriltsen, O zaman anlarız ki, gerçekten Nebîsin sen.) İsa aleyhisselâm, "Nûh"un evlâdı olan, "Sâm"a seslendiğinde, o kalktı mezârından. "İsa aleyhisselâm Peygamberdir" dedi ve, Yine vefât ederek, giriverdi kabire. Kral bunu görünce, insâfa geldi birden, Bütün maiyyetiyle îmân etti gönülden.