İsrâiloğulları, hem Musa Peygamberi, İnkâr etmişler idi, hem de sonrakileri. Şehîd ettiklerinden pek çoklarını hattâ, Râhat ve huzûr yüzü görmediler hayâtta. Kimi öldü zulümle, kimisi oldu esîr, Zilletle yaşadılar perâkende ve fakîr. Onlar, kendilerini derleyip toplıyacak, Bir "Nebî" gelmesini bekliyorlardı, ancak. Öyle bir kurtarıcı umuyordu ki onlar, Tuttuğunu koparan biri olsun, cür'etkâr. Mücâdeleci rûhlu, kavgacı biri olsun, Onları, esâretten hürlüğe kavuştursun. Lâkin "İsa Nebî"de bunu göremediler, Onu yumuşak bulup, yine inkâr ettiler. O, onlara ne kadar ettiyse de nasîhat, İnât ve hırçınlıktan inanmadılar fakat. Bununla da kalmayıp, kötü söz söylediler, Ona ve annesine iftirâlar ettiler. Üzüldü "İsa Nebî" onların bu hâline, Ellerini kaldırıp, duâ etti Rabbine: (Beni, "Ol" emrin ile halk ettin yâ ilâhî! Bu iftirâcılara lâ'net eyle sen dahî.) Kabûl oldu duâsı bu büyük Peygamberin, Birer "Maymun" ve "Domuz" oldular hepsi o gün Onlar bunu görünce, daha azgınlaştılar, "Onu öldürmek" için toplanıp anlaştılar. Sonra da aramağa başladılar her yerde, "İsa Nebî" öğrenip, saklandı bir hânede. Maalesef "Yehûdâ" adında bir havârî, Para karşılığında haber verdi bu yeri. O hâin "Yehûdâ"yla birleşip Yahûdîler, Onun saklı olduğu o hâneye girdiler. Cibrîl aleyhisselâm, gelerek Hak katından, Tek bir an ayrılmadı o gün onun yanından. Vaktâ ki Yahûdîler girdi hepsi oraya, Cibrîl, "İsa Nebî"yi alıp çıktı semâya. "Yehûdâ"yı, "İsa"ya benzetti Allah o an, Onu, İsa Peygamber sandılar bu bakımdan. Derhâl yakaladılar üstüne yürüyerek, Ve öldürüp astılar, onu "İsa" diyerek. Ve lâkin bir husûsu hayli merak ettiler, Hattâ bu güne kadar, bunu çözemediler. Dediler: (İsa buysa, nerede ki Yehudâ? Yehûdâ buysa eğer, o zaman nerde Îsâ?) Halbuki o sırada, "İsa"yı cenâbı Hak, Cibrîl'le, gökyüzüne çekti "diri" olarak.